TÜRÇENİN GELECEK KUŞAK RADYO TV,PROF. İSA ÖZKAN

 

 

TÜRKİYE TÜRKÇESİ'NİN GELECEK KUŞAKLARA

AKTARILMASINDA RADYO TELEVİZYONUN İŞLEVİ

 



Prof. Dr. İsa ÖZKAN



Bir kültür, pek çok vasıtayla tanınabilir. Ancak, kültürün bütün yönlerinin tanınıp öğrenilmesinde ve gelecek kuşaklara aktarılmasında en önemli araç dildir. Dil mühim bir kültür taşıyıcısıdır. İnsanlar arasındaki iletişimde olduğu kadar nesiller arasındaki iletişimde de önemli rol oynamakta, sosyo-kültürel birikimlerin kuşaktan kuşağa aktarımında en etkili taşıyıcı konumunu korumaktadır. Çoklu iletişim araçları, dil çerçevesine kavrama ve öğrenmeyi hızlandıran ve farklı boyut kazandıran çağdaş teknolojinin sunumlarıdır. İletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmeler, bilgiye sahip olan ve onu aktaran insan ve insan grupları merkezli kaynağın rolünü değiştirmiştir. Kişilerin bilgiyi depolayan ve onu hedef kişi ve kitlelere sunan tek kaynak olma işlevi yerine, bilgiye yönlendiren ve ona nasıl ulaşılacağının yollarını gösteren bir rehber olma fonksiyonu ön plana çıkmıştır. Broşürler, kitaplar, gazeteler, filmler, video ve ses kasetleri canlı internet programları, görmeye, işitmeye ve iletişime dayalı yöntemler, ana dil ve yabancı dil öğrenimine yeni ufuklar açmıştır. Özellikle işitme, görme ve uygulamaya dayalı iletişim araçlarından yararlanarak dil edinimi ve dil öğrenimi üzerindeki çalışmalarda dilbilimi alanında yeni alt disiplinler oluşturmaktadır. Televizyon ve radyo, iletişim araçları içinde dil, dolayısıyla kültürün taşınması sürecinde geleneksel konumunu sürdürmektedir. Hatta günümüzde televizyon ve radyonun bulunduğu ortamlar, sun’i değil yarı tabii ortamlar durumuna erişmiştir. Bu kitle iletişim araçları, insanların evinde kullandığı yokluğunda büyük eksiklikler hissedeceği araçlar konumuna dönüşmüştür. Nitekim Psikolog Dr. Jung Bay Ra’nın araştırmalarında çocuklara yönelttiği “Babanızı mı daha çok seversiniz, yoksa televizyonu mu” sorusuna %44’ü televizyonu cevabını vermiştir (Turam, 1994:377). Dilbilim çalışmalarının önemli isimlerinden Naum Chomsky göre insanlar doğuştan Dil Edinim Mekanizmasına (Language acquisition Device) sahiptirler (Chomsky 1965 ve Lenenberg 1967). Dört yaşına kadar çocuk dili hızla edinir ve yetişkinlerin konuşmasına yakın bir dil düzeyine ulaşır. Bu süreçte çocuğun dil ediniminde anne, baba ve yakın çevresinin taklit, pekiştirme ve tekrarının önemli rolü bulunmaktadır. Annenin ona gülümsemesi, kucaklaması beden dili ile birlikte onaylayıcı ve yasaklayıcı tavırlar göstermesi birer pekiştireç işlevi görür. Ebeveyn ve yakın çevrenin tavırları, çocuğun seslerini tesadüfi olmaktan çıkarıp anlamlı seslere doğru yönlendirir. Dil ediniminde tekrarların ve basitleştirmenin yararı büyüktür. Çocuğun konuşulan dili benimsemesi, kurallarını anlaması dil denilen sihirli yumağın iplik, iplik çözülmesini sağlar. Çocuklar dilin derin ve yüzeysel olmak üzere iki tür yapısını kavrarlar. Dilin derin yapısı, yazılı ve sözlü bir cümle ve beraberindeki hareketin soyut anlamını sezdirmeye çalışarak söylenilmek istenilen şeyin anlam ve niyetini kavratmaktır. Yüzeysel yapı ise, cümlenin gramatikal özellikleri yani ses ve dilbilgisi yapısıyla ilgilidir. Dil ediniminde televizyon ve radyo çocuklar için klasik ebeveyn davranış ve öğretim tekniklerinden farklı bir uyarıcı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sözlü ve sözsüz iletişim öğeleri, çocuğun dil ediniminde uygun dil, kavram, hareket unsurlarını ihtiva eden nitelikte olmalıdır. Okul öncesi ve okul çağı dönemi dil öğreniminde çocuklar için bilinenden hareketle dilin derin ve sathi yapısı kavratılabilir. Ülkemizde, ninni, sayışmaca, yanıltmaca, tekerleme, alkış ve kargış sözler ile masallar gibi ebeveyn sözlü kültürü ürünlerinin drama, çizgi film, çocuk oyunu olarak ulusal ve mahalli televizyon kanallarında geniş olarak işlendiğini söyleyemeyiz. Yurt dışında, çocuklar için hazırlanan radyo ve televizyon programlarında dil psikoloji göz önünde bulundurulmakta, eğitim ve ana dilin kavram dünyası planlanmaktadır. Semiyotik (gösterme bilim), işaret, sembolik etkileşim, algılama gibi safhalar bütünüyle kitle iletişim araçlarını programlarında kullanılmaktadır. Türkiye’de radyo ve televizyon alt yapısının henüz bu konuda dil edinim ve öğreniminde önemli bir basamak olan okul öncesi programlarıyla yeterli seviyede ilgilendiğini söyleyemeyiz. Buna karşılık, gelişmiş ülkelerde bir çizgi film için bile binlerce insanın çalıştığını ve ana diliyle ile ilgili öğretilecek kelime, kavram ve davranışların adeta bir dil sosyolojisi yoluyla gözden geçirildiğini, kültürel yapılanmada kitle iletişim araçlarının bu arada radyo ve televizyonun programlarının gerek projelendirilip yapımı sırasında; gerekse pazarlanmasında asgari bilimsel yeterliliğe dikkat edildiğini belirtmeliyiz.

Dil edenimi sırasında hiç şüphesiz olumlu ve sevimli tiplerin yer aldığı, metinleri, munis ifadelerle kaleme alınmış estetik seviyeyi gözeten yapımlar çocuğa sağlam bir dil ve kavram dünyası kazandıracak ve zihni gelişimini destekleyecektir. Elbette, radyo televizyonların yapımcılarından, Milli Eğitim Bakanlığı Radyo ve Televizyonla Eğitim Dairesinin eğitim programları bölümü elemanları gibi çalışmasını beklemiyoruz. Ancak bir kısım bilimsel kriterleri de gözden uzak tutmamak lazımdır. Harry Potter gibi şuur akışını şiddet ve olağanüstü varlıklarla tahrip eden yapımları yayımlayacak kadar da duyarsız davranmamak gerekir. Ayrıca çocukların televizyondan pek çok yabancı kavram ve kelimeyi öğrendikleri adeta geleneksel dil kültürünün değiştiğini ifade edebiliriz.

Çocukluk Gençlik ve Yetişkinlik Döneminde Türkiye Türkçe’sinin Gelecek Kuşaklara Aktarılmasında Radyo Televizyon’un İşlevi:

Aile, okul ve yaygın eğitimin yoğun olarak yaşanıp bir anlamda özel eğitime dönüştüğü kitle iletişim araçlarından televizyon ve radyo; çocukluk, ilk gençlik ve gençlik dönemlerinde dil bilincinin gelişmesine, kelime dünyasının zenginleşmesine ve yeteneği olanlarda bir üslubun teşekkülünde büyük katkılar sağlamaktadır. Bilim, fikir ve sanat alanında dünya çapında değerleri olan ülkeler, milletler ailesi içinde saygın yere sahiptirler. Fin dili ve kültürünü Kalevela ile Lönnört ayağa kaldırırken Şehname, Fars kültürünü diriltmişti. Kırgız Türklerinin dünyaya sunduğu en büyük değer, hiç şüphesiz Cengiz Aytmatov ve onun eserleridir. Bu bakımdan günümüzde kaliteli Televizyon ve Radyo yapımlarının bir dili gelecek kuşaklara taşımada olduğu kadar dünyaya yaymadaki işlevi tartışılamaz. Belgesel, dizi film, televizyon filmi, eğlence programları, çocuk programı gibi televizyon için hazırlanmış kaliteli yapımlar üstün bir anlatım tekniği, dil ve üsluba da sahipseler aynı zamanda ticari değer taşımaktadırlar. Televizyonun kitaptan farklı olarak yaygın eğitimdeki yerini çarpıcı şekilde gösteren, 1989 yılında Polonya’da başımdan geçen bir olayı nakletmeden geçemeyeceğim. Bir gün trende karşılaştığım Sovyetler Birliği vatandaşı müzisyen bir genç, benim Türk olduğumu anlayınca akardionuyla o yıllarda TRT tarafından Sovyetler Birliği’ne satılan ve devlet televizyonunda gösterilen Çalıkuşu adlı dizinin müziğini çalmaya başladı. Herhalde Rüzgar Gibi Geçti filminin, sinema tarihine, oyuncu kadrosuyla, seslendirmesiyle, müzikleri ve sinema tekniği bakımından harikulade bir yapım olarak geçtiğini anlatmaya gerek yoktur. 16 Mayıs 2001 yılında Rusya Federasyonu’nun Sibirya’daki Tomsk şehrinde üniversitede karşılaştığım 17 yaşındaki bir Rus öğrencinin iyi seviyede Türkçe bildiğini görünce şaşırdım. Neden ve kimden öğrendiğini sorduğumda Tarkan’ı dinlediğini müzik ve dansından çok etkilendiğini, şarkı sözlerini orijinal dilinden anlamak için üniversitede bir Türk öğrenciden yardım alarak Türkçe öğrendiğini söyledi. Bugün dilimize sevilen ve takdir toplayan televizyon dizileri ve diğer programlarında görev alan sanatçıların bazı sözlerinin halk arasında deyimleştiğini söyleyebiliriz. Mesela “Kartallar Yüksek Uçar’da” Tulu Çizgen’in “Gönüller Şen Olsun” ifadesi ile bir reklam filminde geçen “Yurdum İnsanı” deyimlerini bunlara örnek olarak verebiliriz. TRT tarafından hazırlatılan Radyo Televizyon Yayınları İzlenme ve Eğilimi Belirleme Kamuoyu Araştırmasına adlı esere göre Diyarbakır radyosu yayınlarını dinleyen kişilere uygulanan bir ankette daha güzel konuşmaya başladım diyenlerin sayısı %6,5 olarak tespit edilmiştir. Yine Tarih edebiyat ve kültür konusunda bilgim arttı diyenlerin sayısı ise 14.2 civarındadır. Sağlam bir dil bilgisine sahip, estetik seviye kazanmış zengin kelime hazinesi sanatkar kişilerce yazılan senaryolarını alanında otorite olan yapımcı ve yönetmenlerin elinde Radyo ve Televizyon yayınları haline dönüşmesi şüphesiz Türkçe’nin gelişmesine ve gelecek nesillere intikalinde büyük hizmet ifa edecektir.

Her teknoloji, kendi kültürü, kavram ve kelimeleriyle birlikte anılmaktadır. Yüksek teknolojiyi yaratan ve seri üretime dönüştüren ülkelerin dili, o ürünün markası, parçaları, kullanımı ve kültürüyle birlikte ihraç edilmektedir. Türkiye, ileri teknolojiyi ortaya koyacak bilimsel hamleleri mutlaka yapmalı, bilim kentleri, tekno parklar ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin yoğunlaştırılması için gerekli önlemleri almalıdır. Bilimsel çalışmalar, hiçbir zaman ikame bir dil ve düşünce sistemiyle ortaya konulamaz. Sanatın her dalında abidevi eserlerin ortaya çıktığı dönemlerde muhakkak büyük bir veya birkaç Türk devletinin tarih sahnesinde olduğunu ya da kuruluş sancılarının çekildiğini görüyoruz. Mesela, Kutadgu Bilig, Divanü Lugati’t Türk’ün yazıldığı yüzyılda Karahanlılar ve Gazneliler devletlerini, Süleymaniye ve Selimiye’nin Osmanlı devletinin Yükselme Devri eseri olduğunu belirtebiliriz., XXI. Yüzyıldaki iletişimi televizyon ve radyo ile ilgili boyutunda kelime kadrosunun zenginliği de önem taşımaktadır. Sınırlı sayıdaki kelime ile ortaya konulan üretim büyük fikri ve bilimsel dönüşümlere zemin hazırlayamaz.

Film, dizi film veya belgesel programlarında çeviri yanlışları üzerinde durulması gereken hususların başında gelmektedir. Mesela İngilizce right person’un Türkçe çevirisi layık/uygun adam yerine doğru adam şeklinde yapılmaktadır. Aynı şekilde doğru zaman biçimindeki adlandırmalarda yanlıştır. Dilimizde uygun zaman vardır. Son yıllarda İngilizce “I hope” kalıbı Türkçemizde tam bir söz başı edatına dönüşmüş, herkes söze başlamadan önce bir istek cümlesi kurmak zorundaymış gibi hep “ummak”tadır. “Umarım gelirsin” “Umarım ekonomi iyi gider.” Yani ekonomi iyi gitmesin ümit ediyorum yerine bu ifadeyi tercih ediyoruz. Ancak bu yabancı kalıptan mıdır nedendir bilinmez ekonomi de bir türlü iyi gitmiyor ya yokuş çıkıyor yada inişte dibe vuruyor. Özellikler bireyci anlatımın bir tezahür olarak “Take care of yourself” Kendine iyi bak tabiri yaygın olarak kullanılmaktadır. Dil yetersizliği ifadedeki kuruluk, fikir dünyamızı da yoksullaştırıyor. Bu topraklarda neden büyük fikir adamları, sosyal ve fen bilimlerinde teorisyenler birkaç istisna dışında çıkmaz? Yerli yerinde kullanılmayan ve işitilemeyen bir dil, üsluplaşma seviyesi yakalayamamışsa o kültür ortamından parlak tefekkür çiçekleri yetişmez.

Dilbilim tabiri ile radyo ve televizyonlardaki dil kaymaları nerede ise iki dillik haline dönüşmüştür desek mübalağa yapmamış oluruz. Mesela İngilizce o kadar yaygın hale gelmiştir ki bir dizinin içinde tezgahtar bayan kıyafet için bu size çok larj oldu, smol vereyim diyor. Bilhassa dil kaymaları (Diglossia ve code switching) nerdeyse bazı programlarda sosyal tabakalar yanı sıra cinsiyetleri de karıştırmaktadır. “Ayol” diyen hanım kılığındaki erkekler ile “ulan” diye söze başlayan külhan “hanımlar” bize televizyonun moda dili etkileme konusundaki programlarından örnekler olarak verebiliriz. Elbette her dilin argosu bulunmaktadır. Bu dil gelecek kuşaklara aktarılacak standart Türkçe nin dışındadır. Ancak Türkçe de gramatikal cins bulunmamasına rağmen çeviri program anlayışı neredeyse bir gramatikal cins yaratacak eğilim göstermektedir.

Büyük çoğunluğu işçi olmak üzere 1962 yıllardan sonra başlayan ve giderek yoğunlaşan yurt dışına göç bugün hatırı sayılır bir rakama ulaşmıştır. Avustralya'’an Orta ve Batı Avrupa ile Birleşik Devletlere kadar uzanan Türk vatandaşlarının miktarı günümüzde Baltık ülkelerinin pek çoğundan fazla, hatta bazı İskandinav ülkelerinin nüfusuna yani beş milyona yaklaşmıştır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız Türkiye için tabi lobi durumundadır. Yıllardır bu lobi Türkiye ekonomisinin ödemeler dengesinin ferahlatan bir döviz kaynağı olarak görülmesinin yanı sıra turizm, sanayii, sağlık, spor, bilim ve teknoloji alanında da ülkemize pek çok katkıda bulunmuştur. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bir kısmı bulunduğu ülke tabiyetine girmekte ve orada hayatlarını sürdürmektedirler. Onların çocuklarının bir kısmı ana dilini iletişim dili olarak kullanmakta zorluk çekmekte ve kültürel bağları mensubu olduğu kültürü dolayısıyla milletiyle zayıflamaktadır. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının örgün eğitim ile Türk dili ve kültürünü kazandırma çalışmaları bir kısım ülkelerde devam etmekle birlikte pek çok ülkede yaygın eğitimden özellikle Radyo ve televizyon yayımlarından yararlanmaktadır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ana dillerini koruyup, doğru ve akıcı biçimde kullanımları için radyo televizyon ve internet gibi iletişim araçlarının büyük katkıları olmaktadır. Bu konuda radyo ve televizyon programlarının kültürel seviyesi ve Türk dilinin telaffuzundan programa kalitelerine ve sanat gücüne kadar her hususun çok önemli olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Geliştirilmesi, Radyo ve Televizyonlar için uydu yayınları gelişen teknoloji sayesinde pek çok yerde gerekli donanımla seyredilmekle birlikte ileri deki yıllarda, dünyanın her yerine kapsayan bir alana yayılması gerekmektedir.


Anket

  Yabancılara Türkçe öğretimi sahasında bizzat sahada çalışan öğreticilerin katkıları olmadan üretilen çözümlerin, doğru çözümler olabileceğini düşünüyor musunuz ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    1088571 Ziyaretçi