ENDINGS DICTIONARY

 

A STATE ENDINGS

♦ -ı abart-mak: Bu işi çok abartıyorlar.
(to exaggerate)

♦ -a acı-mak: Sana acıyorum.
(to feel pain)

♦ -ı acıt-mak: Elimi acıttım. (to hurt)

♦ -ı aç-mak: Kapıyı açayım mı?
(to open)

♦ -a ad ver-mek: Çocuğa ne ad verdiniz? (to name)

♦ -ı affet-mek: Lütfen beni affet !
(to forgive)

♦ -a ağla-mak: Bütün İngiltere Leydi Diana'ya ağlamış. (to cry)

♦ -ı ağlat-mak: Çocuğu sen mi ağlattın?
(to make someone cry)

♦ -a ak-mak: Su boşa akıyor. (to flow)

♦ -dan aldır-mak: Nereden aldırdın?
(to make someone buy something)

♦ -ı aldır-mak: Bunu kime aldırdın?
(to make someone buy something)

♦ -a alış-mak: Yeni evimize yavaş yavaş alışıyoruz. (to get used to)

♦ -ı alıştır-mak: Çocukları böyle şeylere alıştırmayın. (to make smn.get used to)

♦ -dan alışveriş yap-mak: Genellikle nereden alışveriş yaparsınız? (to do shopping)

♦ -ı alkışla-mak: Onu dakikalarca alkışladık. (to applaud)

♦ -a al-mak: Bunu sana aldım.
(to buy)

♦ -ı al-mak: Kitabımı kim aldı?
(to take)


♦ -dan al-mak: Nereden aldın?
(to buy from)

♦ -ı analiz et-mek: Bunu analiz edin lütfen. (to analyze)

♦ -ı anla-mak: Seni hiç anlamıyorum.
(to understand)

♦ -a anlat-mak: Size bir şey anlatayım. (to tell)

♦ -ı anlat-mak: Bunu sana kim anlattı? (to tell)

♦ -ı an-mak: Dün konuşurken seni andık. (to mention-remember)

♦ ile anlaş-mak: Onunla anlaştık.
to agree)

♦ ile anlaşma yap-mak: Onlarla anlaşma yapacağız.
(to make an agreement)

♦ -ı ara-mak: İki saattir cüzdanını arıyor. (to look for)

♦ -ı araştır-mak: Bu durumu araştıralım. (to search)

♦ -ı arat-mak: Müdür Ahmet'i aratıyor.
(to make smn. look for smn.)

♦ -ı arzu et-mek: Tekrar gelmeyi arzu ediyoruz. (to wish)

♦ -da araştırma yap-mak: Bu konuda iyi bir araştırma yapmak lazım.
(to make a research)

♦ -ı arzula-mak: İyi bir tatil yapmayı arzuluyor. (to long for)

♦ -a as-mak: Duvara asayım mı?
(to hang)

♦ -ı as-mak: Resmi nereye asayım?
(to hang)

♦ -a atla-mak: Denize atlıyorlar.
(to jump)


♦ -ı at-mak: Bunu sokağa kim attı?
(to throw)

♦ -a at-mak: Şu kağıdı çöpe atar mısın?
(to throw)

♦ -dan at-mak: Lütfen mektupları şu delikten içeri atın. (to throw through)

♦ -dan atla-mak: Şuradan atlayabilir mi?
(to jump over)

♦ -ı ayarla-mak: Saatimi ayarladım.
(to adjust)

♦ -a ayıp ol-mak: Ona ayıp olur, muhakkak gidelim. (to make a shame)

♦ -ı ayır-mak: Lütfen bozukları ayır.
(to seperate)

♦ -dan ayırt-mak: otelden yer ayırtacağız. (to book)

♦ -dan ayrıl-mak: Evden kaçta ayrıldılar? (to leave)

♦ -ı azarla-mak: Çocuğu niçin azarlıyorsun? (to scold)

♦ -ı azımsa-mak: Bu parayı azımsıyor.
(to underrate)

B

♦ -a bağır-mak: Bana bağırma! (to shout at)

♦ -ı bağla-mak: İpi bağladım. (to tie)

♦ -ı bağla-mak: Telefonu bağlayacağım.
(to connect)

♦ -a bağlan-mak: Birbirlerine iyice bağlanmışlar. (to be coupled)

♦ -dan bahset-mek: Bize bundan hiç bahsetmediler. (to talk about)

♦ ile bakış-mak: Mehmet'le bakışıyorlar.
(to look at each other)


♦ -a bak-mak: Kime bakıyorsun? (to look at)
♦ -dan bak-mak: Pencereden baktım. (to look through)

♦ -a bas-mak: Lütfen çimlere basmayın. (to step)

♦ -ı bas-mak: Bu kitabı hangi yayınevi bastı? (to press-print)

♦ -ı başar-mak: Bu işi başarmamız lazım. (to achieve)

♦ -da başarılı ol-mak: Bence Ahmet bu konuda başarılı olur. (to be succesful)

♦ -a başla-mak: Okula başladın mı?
(to start)

♦ -ı başlat-mak: Hakem maçı başlattı. (to make something start)

♦ -a başvur-mak: Kime başvurmam lazım? (to apply-request)

♦ -a bayıl-mak: Bu şarkıya bayılıyorum.(to be enraptured with)

♦ -ı beğen-mek: Bu işi beğenmedim.
(to like)

♦ -ı bekle-mek: Kimi bekliyorsun?
(to wait for)

♦ -da bekle-mek: Sen burada bekle.
(to wait)

♦ -dan bekle-mek: Senden hiçbirşey beklemiyorum. (to expect)

♦ -ı beklet-mek: Bizi fazla bekletme.
(to keep smo. waiting)

♦ -ı belirt-mek: Bu durumu belirtmek lazım. (to indicate)

♦ -ı belli et-mek: Hatalarını hiç belli etmez. (to reveal)


♦ -ı benimse-mek: Bu işi iyice benimsedik. (to appropriate)

♦ -a benze-mek: Çocuğunuz size çok benziyor. (to resemble)

♦ -a benzet-mek: (Sizi) birine benzettim.
(to be mistaken-to take as)

♦ -ı benzet-mek: Sizi (birine) benzettim.
(to be mistaken-to take as)

♦ -ı besle-mek: Kuşları neyle besliyorsunuz? (to feed)

♦ ile beslen-mek: Bu çocuk neyle besleniyor? (to be fed-nourished)

♦ -dan bık-mak: Bu şehirden bıktım.
(to be wearied)

♦ -a bırak-mak: Bunu sana bırakıyoruz.
(to leave)

♦ -ı bırak-mak: İşi bırakmış. (to resign)

♦ -ı bil-mek: Sen bunu biliyor musun?
(to know)

♦-a bildir-mek: Onlara bildirdiniz mi?
(to inform)

♦ -ı birleştir-mek: Bu iki projeyi birleştirelim. (to bring together)

♦ -a bin-mek: Gemiye binelim mi?
(to go on)

♦ -dan bin-mek (Otobüs için): Lütfen ön kapıdan binin. (to get on)

♦ -ı bitir-mek: Ödevini bitirdin mi? (to finish)

♦ -a borcu ol-mak: Sana ne kadar borcum var? (to be in debt)

♦ -dan borç al-mak: Kimden borç aldın? (to borrow money)




♦ -a borçlan-mak: Arkadaşına borçlanmış. (to run into debts)

♦ -a borç ver-mek: Ona borç verme!
(to lend)

♦ -dan boşan-mak: Eşinden boşanmış. (to divorce)

♦ -ı boş ver-mek: Sen onu boş ver !
(not to care)

♦ -ı boya-mak: Evi kime boyattınız?
(to dye)

♦ -ı boz-mak: Teybi sen mi bozdun?
(to break in)

♦ -ı bozdur-mak: Parayı bozdurdun mu? (to let change-to get small cash)

♦ -ı bul-mak: Beni nasıl buldun?
(to find)

♦ -da buluş-mak: Nerede buluşacağız? (to meet - with appointment)

♦ ile buluş-mak: Kiminle buluşacaksın? (to meet with - with appointment)

♦ -da büyü-mek: Ben Ankara'da büyüdüm. (to grow up)

♦ -ı büyüt-mek: İşlerimizi büyütüyoruz. (to enlarge)

♦ -ı büyüle-mek: Müzik onları büyülemiş. (to fascinate)

C

♦ -dan cay-mak: Bu işten caymışlar.
(to change one’s mind)

♦ -a cesaret et-mek: Buna cesaret edemez. (to dare)





♦ -a cesaret ver-mek: Ona biraz cesaret verdik. (to encourage)

♦ -ı cevapla-mak: Bu soruyu kim cevaplayacak? (to answer)

♦ -a cevap ver-mek: Bana cevap ver!
(to give an answer)

♦ -ı cezalandır-mak: Kimi cezalandırdılar? (to punish)

♦ -a ceza ver-mek: Sana ceza mı verdiler? (to give a punishment)

Ç

♦ -a çabala-mak: Başarmaya çabalıyor.
(to strive-struggle-endeavour)

♦ -ı çağır-mak: Düğüne bizi de çağırdı.
(to invite)

♦ -dan çağır-mak: Çocukları pencereden çağır. (to call)

♦ -a çalış-mak (Dene-mek): Bunu yapmaya çalış! (to try)

♦ -a çalış-mak: Sen kime çalışıyorsun?
(to work for)

♦ -da çalış-mak: Nerede çalışıyorsun?
(to work)

♦ ile çalış-mak: Murat'la çalışın! (to study)

♦ -ı çal-mak: Kapıyı çaldınız mı? (to knock)

♦ -ı çal-mak: Piyanoyu kim çalıyor?
(to play)

♦ -dan çal-mak: Marketten bir şey çalmışlar (to steal)

♦ -a çarp-mak: Arabayı duvara çarpmış.
(to dash-to collide)

♦ -ı çarp-mak: Elimi duvara çarptım. (to hit)

♦ ile çarpış-mak: İki araba birbiriyle çarpışmış. (to collide)

♦ -ı çevir-mek: Lütfen düğmeyi sağa çevirin! (to turn)

♦ -a çıkar-mak: Şunu tavana çıkaralım mı? (to carry)

♦ -ı çıkar-mak: Kutuyu çıkardın mı?
(to take out)

♦ -a çık-mak: Dün şu tepeye çıktık.
(to go up)

♦ -ı çık-mak: Şu yokuşu çıkacağız.
(to climb)

♦ -dan çık-mak: Evden kaçta çıktın?
(to leave)

♦ ile çık-mak: Sokağa kiminle çıktın?
(to go out with,to date )

♦ -a çizdir-mek: Bunu kime çizdirdiniz? (to make someone draw)

♦ -a çiz-mek: Bunu defterine çiz!
to draw)

♦ -ı çiz-mek: Bunu sen mi çizdin?
(to draw)

♦ -ı çöz-mek: Bu problemi Ayşe çözer. (to solve)

D

♦ -ı dağıt-mak: Çocuk sabahları gazeteleri evlere dağıtıyor. (to distribute)

♦ -ı dağıt-mak: Masamı kim dağıttı?
(to scatter-diffuse)

♦ -a danış-mak: Kimseye hiç bir şey danışmadım. (to ask advice)

♦ -a davet et-mek: Bizi yemeğe davet ettiler. (to invite)


♦ -ı davet et-mek: Kimleri davet ettiniz?
(to invite)

♦ -a davran-mak: Bana böyle davranamazsın. (to treat)

♦ -a dayan-mak: Kimse uzun süre açlığa dayanamaz. (to bear)

♦ ile dedikodu yap-mak: Aynur'la biraz dedikodu yaptık. (to gossip)

♦ -a değer ver-mek: Sana çok değer veriyorlar. (to merit-[math.] to give value)

♦ -ı değerlendir-mek: Bu fırsatı iyi değerlendirmek lazım. (to appreciate)

♦ -ı değiştir-mek: Lütfen şu müziği değiştirin. (to change)

♦ -a de-mek: Bana bir şey demedi. (to say)

♦ -ı de-mek: Bunu o mu dedi? (to say)

♦ -ı demek iste-mek: Ben bunu demek istemedim. (to mean)

♦ -ı demle-mek: Çayı demledin mi?
(to make tea)

♦ -ı dene-mek: Bunu denemek lazım.
(to try)

♦ -ı destekle-mek: Seni destekliyorum.
(to support)

♦ -a devam et-mek: Böyle yapmaya devam et! (to continue)

♦ -a dikkat et-mek: Elektriğe dikkat et !
(to pay attention)

♦ -ı dik-mek: Bu elbiseyi kim dikti? (to sew)

♦ -a diktir-mek: Bunu kime diktirdiniz?
(to make someone sew)

♦ -ı dile-mek: Allah'tan bunu diliyorum.
(to wish)


♦ -ı dinle-mek: Bizi dinlemiyorlar. (to listen)
♦ -da dinlen-mek: Şurada biraz dinlenelim mi? (to have rest)

♦ -a dinlet-mek: Sana bir şey dinletmek istiyorum. (to make someone listen)

♦ -ı diz-mek: Kitaplarını diz! (to arrange)

♦ -a dokun-mak: Cama dokunma!
(to touch)

♦ -a dokun-mak: Şeftali bana dokunur. (to make sick)

♦ -ı dolaş-mak: Bütün İstanbul'u dolaşmışlar. (to wind [about]-waynd-)

♦ -da dolaş-mak: Burada biri dolaşıyor. (to wind-twist [about])

♦ -ı dolaştır-mak: Öğretmen çocukları dolaştırıyor. (to conduct round)

♦ -ı dondur-mak: Sebzeleri derin dondurucuda dondurdum. (to freeze)

♦ -ı dök-mek: Çöpü döktün mü?
(to throw away)

♦ -a dök-mek: Onları yere mi döktün? (to spill)

♦ -a dön-mek: Lütfen sağa dönün !
(to turn)

♦ -dan dön-mek: Buradan dönelim.
(to turn)

♦ -ı durdur-mak: Polis bazı arabaları durdurdu. (to stop)

♦ -ı duy-mak: Haberi duymuş. (to hear)

♦ -da dur-mak: Burada durun lütfen.
(to stop)

♦ -dan duy-mak: Kimden duydun?
(to hear)


♦ -a düş-mek: Yere elma düştü. (to fall)

♦ -dan düş-mek: Ağaçtan düştüm. (to fall)

♦ -ı düşür-mek: Paranı mı düşürdün?
(to [let] drop)

♦ -ı düzelt-mek: Bu hatayı hemen düzelt! (to correct)

♦ -ı düzenle-mek: Bu partiyi kim düzenlemiş? (to arrange)

E

♦ -a eğitim ver-mek: Öğrencilere iyi eğitim vermeliyiz. (to give education)

♦ -ı eğit-mek: Çocukları eğitmek zor ama gerekli. (to educate)

♦ -a ekle-mek: Bunu dosyaya ekle !
(to add)

♦ -ı ekle-mek: Şunu nereye ekleyelim?
(to add)

♦ -ı etkile-mek: Bu durum bizi etkiler mi? (to effect)

♦ -ı em-mek: Çocuk annesini emiyor mu? (tu suck)

♦ -a emanet et-mek: Bunu sana emanet ediyorum. (to entrust)

♦ -a emek ver-mek: Bu işe çok emek verdik. (to work- to labour[at])

♦ -dan emin ol-mak: Bundan emin misin? (to be sure)

♦ -a emir ver-mek: Bana emir veremezsiniz. (to give an order)

♦ -a emret-mek: Komutan askerlere bunu yapmalarını emretti. (to order)




♦ -ı emzir-mek (emdir-mek): Annesi çocuğu emziriyor. (to suckle)

♦ -ı engelle-mek: Bizi hiç kimse engelleyemez. (to hinder-to handicap)

♦ -ı ertele-mek: Hakem maçı erteledi. (to delay-to postpone)

♦ -ı etkile-mek: Bu projeden çok etkilendik. (to attract)

♦ -dan etkilen-mek: Bu durumdan herkes biraz etkilendi. (to be effected)

♦ ile evlen-mek: Ayşe'yle mi evlenmiş? (to marry)

♦ -ı ez-mek: Patatesleri iyice ezmelisin. (to smash)

♦ -ı ezberle-mek: Bu fiilleri ezberleyin! (to memorize)

F

♦ -a faks çek-mek: Kime faks çekeceksin? (to take a fax)

♦ -ı faksla-mak: Lütfen şunu hemen fakslayın. (to fax)

♦ -ı farket-mek: Bunu hiç kimse farketmedi. (to realize)

♦ -dan faydalan-mak: Bu fırsattan faydalanmalıyız. (to get benefit of)

♦ -ı fethet-mek: İstanbul'u kim fethetti? (to conquer)

♦ -ı fırçala-mak: Dişlerini fırçaladın mı? (to brush)

♦ -dan fırla-mak: Çocuk geç kalınca hemen evden fırladı. (to dash-rush)




♦ -ı fırlat-mak: Bu taşı fırlatabilir misin?
(to throw)

♦ -a fırsat ver-mek: Bana bir fırsat daha ver! (to give a chance)

G

♦ -ı garantile-mek: Sınıfı geçmeyi garantiledik. (to guarantee)

♦ -a gayret et-mek: Yapmaya gayret et!
(to try)

♦ -a gecik-mek: İşe geciktik. (to be late)

♦ -dan geç çık-mak: Ofisten birkaç saat geç çıkacaklar.
(to leave late from somewhere)

♦ -a geç git-mek: Eve biraz geç gideceğim. (to go late)

♦ -dan geç kalk-mak: Yataktan biraz geç kalktım. (to wake up late)

♦ -a geç kal-mak: Derse geç kaldım.
(to be late to smt.)

♦ -a geç yat-mak: Onlar gece geç yatar.
(to sleep late)

♦ -ı geçir-mek: Çocukları yolun karşısına geçirdim. (to make someone pass)

♦ -a geç-mek: Kadıköy'e geçeceğim.
(to pass)

♦ -dan geç-mek: Köprüden geçtik.
(to pass over)

♦ -ı geç-mek: Sen beni geçemezsin.
(to pass)

♦ -ı geliştir-mek: Türkçemi geliştiriyorum. (to develop)

♦ -a gel-mek: Buraya gel! (to come)


♦ -dan gel-mek: Nereden geliyorsunuz?(to come from)

♦ -ı gerçekleştir-mek: Bunu gerçekleştirmeliyiz. (to achieve)

♦ -a gerek-mek: Bana biraz para gerekiyor. (to need)

♦ -a getir-mek: Şunu bana getir!
(to bring)

♦ -dan getir-mek: Bunu nereden getirdin? (to bring)

♦ -ı getir-mek: Postacı bunu mu getirdi? (to bring)

♦ -ı gezdir-mek: Misafirlerimizi gezdirdik.
(to take-accompany for a walk)

♦ -ı gez-mek: Topkapı Müzesi'ni gezeceğiz. (to visit)

♦ -da gez-mek: Bahçede gezdik.
(to walk about)

♦ -a gir-mek: Odaya girdik. (to enter)

♦ -dan gir-mek: Şu kapıdan girelim.
(to enter)

♦ -a git-mek: Nereye gidiyorsun? (to go)

♦ -dan git-mek: Buradan hemen gidelim (to go)

♦ -ı giy-mek: Elbiseni giydin mi?
(to wear)

♦ -ı giydir-mek: Çocuğu giydireyim mi? (to dress)

♦ -ı giyin-mek: Pijamanı giyindin mi?
(to wear)

♦ -ı gizle-mek: Haberi herkesten gizliyorlar. (to conceal)



♦ -a gül-mek: kime gülüyorsun?
(to laugh)

♦ -da güneşlen-mek: Plajda güneşlenelim mi? (to sunbath)

♦ -a gönder-mek: Bunu nereye göndereceğiz? (to send)

♦ -dan gönder-mek: Bunu nereden gönderdiler? (to send)

♦ -ı gönder-mek: Bunu da gönderelim mi? (to send)

♦ -a gönüllü ol-mak: Bu işe gönüllü var mı? (to volunteer)

♦ -ı gör-mek: Bizi görmediler. (to see)

♦ -ı göster-mek: Bize kitabı göstermiyor.
(to show)

♦ -a götür-mek: Bunu nereye götüreyim? (to take)

♦ -dan götür-mek: Şunu buradan götür lütfen.(to take away)

♦ -ı götür-mek: Çocukları okula kim götürecek? (to take)

♦ ile gurur duy-mak: Seninle gurur duyuyorum. (to be proud of)

♦ -ı güldür-mek: Bizi çok güldürdü.
(to make laugh)

♦ -a gülümse-mek: Bana gülümsüyor.
(to smile)

♦ -a güven-mek: Bana güven! (to trust)

H

♦ ile haberleş-mek: Birbirleriyle haberleşiyorlar. (to communicate)

♦ -a haber ver-mek: Herkese haber vereyim mi? (to inform)


♦ -ı haber ver-mek: Bunu kim haber verdi? (to inform)

♦ -a hakaret et-mek: Sen bana ne hakla hakaret edersin? (to insult)

♦ -ı haket-mek: Sen bunu haketmedin ama al! (to deserve)

♦ -ı hallet-mek: Bu problemi halledeceğiz. (to solve)

♦ -a hareket et-mek: Uçak İzmir'e hareket etti mi? (to move,to leave)

♦ -ı harca-mak: Paranı dikkatli harca! (to spend)

♦ -ı harca-mak: Zamanını boşa harcama! (to waste)

♦ -dan hareket et-mek: Tren gardan hareket etti. (to leave,to depart)

♦ -ı haşla-mak: Sebzeleri güzelce haşlamalısın. (to boil)

♦ -ı hatırla-mak: Bu filmi hatırlıyor musun? (to remember)

♦ -a hatırlat-mak: Bunu bana yarın sabah hatırlat! (to make remember)

♦ -a hayran ol-mak: Evinize hayran olduk.(to admire-to be amazed)

♦ ı- hazırla-mak: Masayı ben hazırlayacağım. (to prepare)

♦ -a hazırlan-mak: Sınava hazırlanıyoruz. (to get prepared)

♦ -a hazırlık yap-mak: Bu işe iyi hazırlık yaptılar. (to make a preperation)

♦ -a hazır ol-mak: Zor günlere hazır ol! (to be ready)

♦ -ı hesapla-mak: Bunu sen mi hesapladın? (to calculate)


♦ -ı hızlandır-mak: İşleri iyice hızlandırdık. (to increase the speed)

♦ -ı hisset-mek: Bunu hissettin mi? (to feel)

♦ -dan hoşlan-mak: O,benden hiç hoşlanmaz. (to like)

I

♦ -a ısın-mak: Okuldaki arkadaşlarıma iyice ısındım. (to sympathise)

♦ -ı ısır-mak: Köpek kimi ısırdı? (to bite)

♦ -ı ısıt-mak: Kalorifer evi ısıtmıyor.
(to warm)

♦ -ı ısla-mak: Üstünü niye ısladın? (to wet)

♦ -dan ıslan-mak: Yağmurdan mı ıslandın? (to become wet)

♦ -ı ıslat-mak: Yerleri kim ıslattı. (to wet)

♦ -ı ısmarla-mak: Yemeği (garsona) ısmarladınız mı? (to order)

♦ -a ısmarla-mak: Gel,sana yemek ısmarlayayım. (to pay for somebody)

♦ -a ısrar et-mek: Ona fazla ısrar etme!
(to insist on)

İ

♦ -da ibadet et-mek: Camide ibadet ediyorlar.(to worship)

♦ -a içir-mek: Çocuğa sütünü içirdim.
(to make to drink)

♦ -dan iç-mek: Hangisinden içelim?
(to drink)

♦ -ı iç-mek: Çayını içtin mi? (to drink)

♦ -ı iddia et-mek: Bunu iddia ediyor ama yanlış. (to claim)


♦ -a iftira et-mek: Neden onlara iftira ediyorsunuz? (to slander)

♦ -dan iğren-mek: Savaştan iğreniyoruz. (to hate)

♦ -a ihanet et-mek: Bize ihanet ettiler. (to betray)

♦ -ı ihmal et-mek: Bize telefon etmeyi ihmal etme! (to neglect)

♦ -a ihtimal ver-mek: Böyle bir şeye hiç ihtimal vermiyoruz.(To consider likely)

♦ -a ihtiyacı ol-mak: Sana ihtiyacım var. (to be in need of)

♦ -ı ikna et-mek: Onu ikna edeceğiz.
(to convince)

♦ -ı ilaçla-mak: Bahçedeki ağaçları ilaçladılar. (to disinfect)

♦ -ı ilave et-mek: Şunu projemize ilave et-mek istiyoruz. (to add)

♦ -a ilave et-mek: Dosyaya ilave edeceğiz. (to add)

♦ -a ilerle-mek: Arka tarafa ilerleyin lütfen. (to move forward)

♦ ile ilgilen-mek: Bununla kim ilgileniyor? (to be interested)

♦ -ı ilginç bul-mak: Bunu çok ilginç buldular. (to find smt. strange)

♦ -a ilginç gel-mek: Bu bana çok ilginç geldi. (to find smt. strange)

♦ -a ilgisiz kal-mak: Buna ilgisiz kalamayız. (to be disinterested)

♦ -a ilgisiz ol-mak: Bu projeye karşı niçin bu kadar ilgisizsiniz?
(to be disinterested)

♦ -a iltica et-mek: Hangi ülkeye iltica etmişler? (to refuge)


♦ -dan iltica et-mek: Hangi ülkeden iltica etmişler? (to refuge)

♦ -a in-mek: Aşağıya inecek misin?
(to go down)

♦ -da in-mek: Sanıyorum, şu durakta ineceğiz. (to get off)

♦ -dan in-mek: Trenden saat kaçta indiniz? (to get off)

♦ -ı in-mek: Şu yokuşu inelim,sonra konuşuruz. (to go down)

♦ -a imren-mek: Doğrusu sana herkes imreniyor. (to envy)

♦ -a imza at-mak: Ben buna imza atmam. (to sign)

♦ -ı imzala-mak: Müdür evrağı imzalamadı. (to sign)

♦ -a imzalat-mak: Başkana imzalatacağız. (to make someone sign)

♦ -a inan-mak: Biz Allah'a inanıyoruz.
(to believe)

♦ -ı incele-mek: Lütfen şu dosyayı inceleyin! (to examine)

♦ -a indir-mek: Lütfen çocuğu yere indir!
(to put down)

♦ -dan indir-mek: Şunu oradan indirir misin? (to put down)

♦ -ı indir-mek: Bunu internetten indirdim. (to download)

♦ -ı iptal et-mek: Kongreyi iptal ettiler.
(to cancel)

♦ -ı ispat et-mek: Bunu ispat edemezsiniz. (to make a proof)

♦ -ı ispatla-mak: Bunu sana ispatlayacağız. (to prove)


♦ -a iste-mek: Çocuğa bir şey almak ister misin? (to want)
♦ -dan iste-mek: Ondan da istiyoruz.
(to want someone to do something)

♦ -ı iste-mek: Şunu istiyorum. (to want)

♦ -a istekli ol-mak: Ahmet bu işe çok istekli. (to be willing)

♦ -dan istifa et-mek: İşinden istifa etmiş. (to resign)

♦ -ı itiraf et-mek: Gerçeği itiraf etti.
(to confess-admit)

♦ -a itiraz et-mek: Buna itiraz ediyoruz. (to object)

♦ -ı işaretle-mek: Lütfen doğru cevabı işaretleyin! (to mark)

♦ -ı it-mek: Kapıyı itin lütfen. (to push)

♦ -dan izin al-mak: Öğretmenden izin aldım. (to get permission from)

♦ -a izin ver-mek: Lütfen bana izin verin. (to let)

♦ -dan izin iste-mek: Müdürden izin isteyeceğim. (to ask for permission)

♦ -ı izle-mek: Şu adam bizi mi izliyor? (to watch)

K

♦ -a kaba davran-mak: Niçin ona kaba davrandın? (to be rude to someone)

♦ -ı kabul et-mek: Biz bunu kabul etmiyoruz. (to accept)

♦ -a kaç-mak: Hırsız şu tarafa kaçtı?
(to escape)

♦ -dan kaç-mak: Köpekten kaçıyorlar. (to run away from)


♦ -ı kaçır-mak: Galiba yine otobüsü kaçırmış. (to miss)

♦ -ı kaçır-mak: Teröristler bir Rus uçağını kaçırmışlar. (to hijack)

♦ -ı kaçır-mak: Mafya,bir iş adamını kaçırmış. (to kidnap)

♦ -ı kahret-mek: Bu durum beni kahrediyor. (to oppress)

♦-da kal-mak: Hangi otelde kalacaksınız? (to stay)

♦ -ı kaldır-mak: Ben bu hakaretleri kaldıramam. (to bear)

♦ -ı kaldır-mak: En fazla elli kiloyu kaldırabilirim. (to lift)

♦ -ı kaldır-mak: Lütfen beni saat yedide kaldır. (to wake someone up)

♦ -da kalk-mak: Tren saat kaçta kalkıyor? (to leave)

♦ -dan kalk-mak: Yataktan çok geç kalkarlar. (to get up)

♦ -a kan-mak: Onun tatlı sözlerine kanma! (to be deceived)

♦ -ı kandır-mak: Beni kandıramazsınız.
(to cheat)

♦ -ı kanıtla-mak: Bunu kanıtlayabilecek misiniz? (to prove)

♦ -ı kanunlaştır-mak: Parlamento bu kararı kanunlaştıracak. (to make a law)

♦ -ı kapa-mak: Lütfen kapıyı kapa!
(to close)

♦ -ı kapat-mak: Televizyonu kapattın mı? (to close)

♦ -ı karala-mak: Çocuklar duvarı karalamışlar. (to blacken)

♦ -a karar ver-mek: Neye karar verdiniz? (to decide)

♦ -ı kararlaştır-mak: Oraya gitmeyi kararlaştırdık. (to decide together)

♦ -a karış-mak: Biz bu işe karışmayız. (to be involved)

♦ -ı karıştır-mak: Lütfen masamı karıştırmayın! (to diffuse)

♦ -a karşı ol-mak: Ben buna tamamen karşıyım. (to be against)

♦ -da karşıla-mak: Beni havaalanında karşıladılar. (to meet-welcome)

♦ -ı karşıla-mak: Mehmet'i kim karşılayacak?(to welcome)

♦ ile karşılaş-mak: Yolda onlarla karşılaştık. (to run into)

♦ -ı kasdet-mek (kastet-mek): Neyi kasdettiğinizi anlayamadım. (to intend)

♦ -ı kaşı-mak: Kolunu niçin kaşıyorsun? (to scratch)

♦ -a kat-mak: İçine biraz daha süt katalım mı? (to add)

♦ -a katıl-mak: Bizim gruba katılabilirsin. (to join)

♦ ile kavga et-mek: Kiminle kavga ettiniz? (to fight)

♦ -ı kavra-mak: Konuyu iyice kavramalısın. (to understand)

♦ -a kavuş-mak: Nihayet evimize kavuştuk. (to arrive)

♦ -ı kaybet-mek: Paramı kaybettim.
(to lose)

♦ -da kaybol-mak: Uludağ'da iki kişi kaybolmuş. (to get lost)

♦ -dan kaybol-mak: Şimdi buradaydı, ortalıktan kayboldu. (to get lost)

♦ -ı kaydet-mek: Onun sesini kaydettiniz mi? (to record)

♦ -ı kaydet-mek: Yaşı küçük onu kaydetmezler. (to register)

♦ -a kaydol-mak: Dün okula kaydoldum.
(to be written)

♦ -dan kaynaklan-mak: Bu problem nere-den kaynaklanıyor? (to be the reason of)

♦ -dan kazan-mak: Piyangodan büyük para kazanmış. (to win)

♦ -ı kazan-mak: Maçı kim kazandı? (to win)

♦ -ı kazıkla-mak: Bizi kazıklayamazsın.
(to deceive)

♦ -ı kes-mek: Yanlışlıkla elimi kestim.
(to cut)

♦ -ı keşfet-mek: Kutupları kim keşfetti?
(to discover)

♦ -ı kına-mak: Onun bu davranışını oradaki herkes kınadı. (to tease)

♦ -ı kır-mak: Düşüp kolunu kırmış.
(to brake)

♦ -ı kıskan-mak: Herkes onu kıskanıyor.
(to be jealous of)

♦ -ı kızart-mak: Köfteleri kızarttım.
(to roast-fry)

♦ -ı kızdır-mak: Seni kızdırdılar mı?
(to make angry)

♦ -a kız-mak: Bana niçin kızıyorlar anlamıyorum. (to be angry with)

♦ -ı kilitle-mek: Kapıyı kilitledin mi?
(to lock)



♦ -a kirala-mak: Burayı bize kiralayın.
(to hire)
♦ -dan kirala-mak: Burayı kimden kiraladınız?
(to hire something from someone)

♦ -ı kirala-mak: Burayı ne zaman kiraladınız? (to hire)

♦ -a kiraya ver-mek: Burayı kiraya vereceğiz. (to give on hire)

♦ -a kon-mak: Kuşlar şu ağaca mı kondular? (to alight)

♦ -ı konuş-mak: Bu işi başka zaman konuşalım. (to talk,to speak)

♦ ile konuş-mak: Kiminle konuşuyorsun? (to talk,to speak)

♦ -dan kopar-mak: Bunu nereden kopardınız?(to tear-break off)

♦ -ı kopar-mak: Dikkat et! Düğmeyi koparacaksın. (to break off)

♦ -dan kopya çek-mek: Arkadaşından kopya çekmiş. (to copy)

♦ -dan kork-mak: Kimseden korkmam. (to be afraid of)

♦ -ı koru-mak: Allah sizi korusun.
(to save)

♦ -dan korun-mak: Hastalıklardan nasıl korunabiliriz? (to protect)

♦ -a koş-mak: Nereye koşuyorsun?
(to run)

♦ -da koş-mak: Parkta koşacaklar.
(to run)

♦ -ı kovala-mak: Kedi fareyi kovalıyor. (to run after-pursue)

♦ -ı kov-mak: Onu kim kovdu?
(to dismiss)



♦ -a koy-mak: Dolaba koy! (to put)

♦ -ı koy-mak: Sütü buzdolabına koymalısın. (to put)

♦ -ı kucakla-mak: Kızımı kucaklayıp eve götürdüm. (to embrace)

♦ -ı kullan-mak: Arabayı ben mi kullanayım? (to drive)

♦ -dan kurtar-mak: İnşallah bu işten kurtuluruz. (to be off)

♦ -ı kurtar-mak: İmdat...... Bizi kurtarın! (to rescue)

♦ -ı kurut-mak: Rüzgar çamaşırları kuruttu. (to dry)

♦ -dan kuşkulan-mak: Polis kimden kuşkulanıyor? (to suspect)

♦ -ı kutla-mak: Seni kutlarım.
(to congrutulate)

♦ -a küfret-mek: O, kime küfretti?
(to swear [at])

♦ -a küs-mek: Bana niçin küstün?
(to be malcontent)

L

♦ -a lazım ol-mak: Bu bana lazım.
(to be necessary)

♦ -dan lazım ol-mak: Sana bundan lazım mı? (to be necessary)

M

♦ -ı mahkum et-mek: Hakim onu on yıla mahkum etmiş. (to sentence)

♦ -a malol-mak: Bu iş bize kaça malolacak? (to cost)



♦ -a mecbur ol-mak: Bunu yapmaya mecbur musun? (have to)

♦ ile mektuplaş-mak: Onunla sık sık mektuplaşıyoruz. (to write to each other)

♦ -dan memnun ol-mak: Senden memnun değiliz. (to be glad-pleased)

♦ -ı memnun et-mek: Seni memnun etmek zor. (to satisfy)

♦ -ı merak et-mek: Seni çok merak ettik. (to wonder)

♦ -a meraklı ol-mak: Ahmet futbola çok meraklı. (to be fond of)

♦ -ı methet-mek: Onu çok methediyorlar. (to praise)

♦ -dan mezun ol-mak: Hangi liseden mezun oldunuz? (to graduate)

♦ -a minnettar ol-mak: Size minnettarım.(to be grateful)

♦ -a muayene ol-mak: Hangi doktora muayene oldunuz? (to examine)

♦ -ı muayene et-mek: Doktor çocuğu muayene edecek. (to examine)

♦ ile mukayese et-mek: Bunları birbiriyle mukayese edemeyiz.
(to compare)

♦ -a müjde ver-mek: Ahmet'e müjdeyi kim verdi? (to announce good news)

N

♦ -da namaz kıl-mak: Namazını nerede kıldın? (to perform the divine service)

♦ -dan nefret et-mek: Senden nefret ediyorum. (to hate)



♦ -ı neticelendir-mek: Bu işi yakında neticelendireceğiz. (to bring to an end)

♦ ile nişanlan-mak: Ayten ile Muhsin nişanlandı. (to be engaged)

♦ -a niyet-etmek: Bu işe niyet ettik ama ne olacak bilmiyoruz.(to intend)

♦ -ı noktala-mak: Bu işi burada noktaladık. Hepsi bu. (to complete)

♦ -a not bırak-mak: Kapıya not bıraktım.
(to leave a note)

♦ -a not et-mek: Defterime her şeyi not ettim. (to note)

O

♦ -a oku-mak: Kızıma masal okudum.
(to read)

♦ -dan oku-mak: Bunu nereden okudun? (to read)

♦ -ı oku-mak: Gazeteyi okudun mu?
(to read)

♦ -ı okşa-mak: Çocuğun başını okşadım. (to stroke)

♦ -ı okut-mak: Öğrencilerime bunu okutacağım. (to make someone read)

♦ -da ol-mak: Saat dokuzda burada olmalısın. (to be)

♦ -dan ol-mak: Bu hangi sebepten oldu?
(to happen)

♦ -ı onar-mak: Radyoyu sen mi onaracaksın? (to repair)

♦ -ı organize et-mek: Töreni onlar organize edecekler. (to organize)

♦ -a ortak ol-mak: Bu işe ortak olacağız.
(to be partner[s])

♦ ile ortak ol-mak: Onlarla ortak olalım mı? (to be partner[s])

♦ -a otur-mak: Lütfen buyurun şuraya oturun. (to sit)

♦ -da otur-mak: Nerede oturuyorsunuz? (to live)

♦ -a oy ver-mek: Kime oy vereceksin? (to vote)

♦ -ı oyala-mak: Lütfen bizi oyalamayın. (to detain)

♦ -ı oyla-mak: Aldığımız kararı oylayacağız. (to vote)

♦ -da oyna-mak: Nerede oynayacaksınız? (to play)

♦ ile oyna-mak: Kiminle oynuyorsun? (to play)

♦ -ı oynat-mak: Hakem maçı oynatmıyor. (to let play)

Ö

♦ -a öde-mek: Parayı kime ödedin?
(to pay)

♦ -ı öde-mek: Hesabı ben ödeyeceğim. (to pay)

♦ -ı ödet-mek: Bunu bana ödetemezsiniz. (to make someone pay)

♦ -a ödül ver-mek: Bakalım ödülü kime verecekler? (to give an award)

♦ -ı ödüllendir-mek: Öğretmen öğrencilerini ödüllendirdi.
(to offer an award)

♦ -a ödünç ver-mek: Sana ödünç veremem. (to lend money)

♦ -dan ödünç al-mak: Murat'tan ödünç para aldım. (to borrow)



♦ -a öfkelen-mek: Müdür Bey bu duruma çok öfkelendi. (to get angry)

♦ -dan öğren-mek: Bunu kimden öğrendin? (to learn)

♦ -ı öğren-mek: Yavaş yavaş işi öğreniyoruz. (to learn)

♦ -a öğret-mek: Size yeni bir şey öğreteceğim. (to teach)

♦ -da öğret-mek: Bunu okulda mı öğrettiler? (to teach)

♦ -ı öğret-mek: Bu grameri öğreteceğim.
(to teach)

♦ -ı ölç-mek: Şu duvarı ölçer misin?
(to measure)

♦ -a öncü ol-mak: Bu işe ben öncü oldum.(to lead)

♦ -ı önemse-mek: Bizi hiç önemsemiyorlar. (to care-give importance)

♦ -ı öp-mek: Kapıdan çıkarken kızımı öptüm. (to kiss)

♦ -ile öpüş-mek:Anne kızıyla öpüştü.
(to kiss eachother)

♦ -a örnek ver-mek: Buna bir örnek verebilir misiniz? (to give an example)

♦ -ı öv-mek: Kendini övme! (to praise)

♦ -ı özle-mek: Sizi çok özledik. (to miss)

♦ -ı özlet-mek: Kendini çok özlettin.
(to cause longing)

♦ -dan özür dile-mek: Çabuk gidip ondan özür dile! (to apologize)

♦ -ı önle-mek: Polis olayları önledi.
(to prevent)



P

♦ -ı paketle-mek: Şunları paketleyin.
(to pack)

♦ -dan para çek-mek: Bankadan para çektin mi? (to withdraw money)

♦ -ı parçala-mak: Çocuklar kağıtları parçalamış. (to break into pieces)

♦ -a park et-mek: Arabayı nereye park edeceğiz? (to park)

♦ -ı park et-mek: Arabayı nasıl park ettin? (to park)

♦ -ı pekiştir-mek: Bilgilerinizi pekiştirin. (to revise)

♦ -da piknik yap-mak: Nerede piknik yapacağız. (to go for a picnic)

♦ -ı pislet-mek: Yerleri kim pisletti?
(to make dirty)

♦ -a pişman ol-mak: Buna çok pişmanım. (to regret)

♦ -dan pişman ol-mak: Bu yaptığından pişman mısın? (to regret)

♦ -ı pişman et-mek: Beni pişman ettiniz. (to make one rue)

♦ -ı planla-mak: Her şeyi planladık.
(to plan)

♦ -a postala-mak: Hangi adrese postaladınız? (to post)

♦ -ı postala-mak: Mektupları postaladınız mı? (to post)

♦ -ı programla-mak: Makineyi programladınız mı?
(to arrange according to a programme)




♦ -ı prova et-mek: Elbiseyi prova edeceğim. (to try-test)

♦ -a puan ver-mek: Ona kaç puan verdin? (to give points)

♦ -ı pişir-mek: Yemeği sen mi pişirdin?
(to cook)

R

♦ -ı rahatlat-mak: Sözleriniz beni gerçekten rahatlattı. (to make someone relax)

♦ -ı rahatsız et-mek: Lütfen bizi rahatsız etmeyin! (to disturb)

♦ -a rakip ol-mak: Ona kim rakip olabilir ki? (to be an opponent to someone)

♦ -dan randevu al-mak: Müdürden randevu alacağım. (to have a appointment)

♦ -a randevu ver-mek: Ona randevu verme! (to give an appointment)

♦ -a rastla-mak: Dün Ahmet'e rastladım. (to run into)

♦ ile rastlaş-mak: Yolda onlarla rastlaştık. (to run into each other)

♦ -ı reddet-mek: Bu işi yapmayı reddediyorum. (to refuse)

♦ -ı renklendir-mek: O , partiyi renklendirdi. (to colour)

♦ -a resim yap-mak: Resmi duvara değil,defterine yap! (to paint)

♦ -a rica et-mek: Mehmet'e rica et,o sana yardım eder. (to request)

♦ -dan rica et-mek: Sizden bunu rica ediyorum. (to request)



S

♦ -a sabret-mek: Zorluklara sabretmek lazım. (to tolerate)

♦ -ı sabunla-mak: Ellerini sabunladın mı? (to soap)

♦ -a sadık ol-mak: Eşine sadık bir insan. (to be faithful)

♦ -ı sağla-mak: Öncelikle parayı sağlamalıyız. (to provide)

♦ -ı sakinleştir-mek: Bu ilaç onu sakinleştirir. (to calm down)

♦ -a sakla-mak: Nereye sakladın?
(to hide)

♦ -dan sakla-mak: Gerçeği bizden saklama! (to conceal)

♦ -ı sakla-mak: Kitabı mı sakladın?
(to hide)

♦ -a saldır-mak: Üç kişi birden bana saldırdı. (to attack)

♦ -ı san-mak: Sen bunu doğru mu sanıyorsun? (to suppose)

♦ -a sap-mak: Buradan sağa sapın lütfen. (to turn)

♦ -ı saptır-mak: Lütfen konuyu saptırma! (to let deviate)

♦ -a sarıl-mak: Kızıma sarıldım. (to hug)

♦ -dan satın al-mak: Kimden (satın)aldınız? (to buy)

♦ -ı satın al-mak: Bunu siz mi aldınız? (to buy)

♦ -a sat-mak: Arabayı kime sattın?
(to sell)




♦ -a sat-mak: Arabayı Ahmet'e sattım.
(to sell)

♦ -ı sat-mak: Evimizi satmayacağız. (to sell)

♦ ile savaş-mak: Herkes birbiriyle savaşıyor. (to be in war)

♦ -ı savun-mak: Kendini savunmalısın.
(to defense)

♦ -a saygı göster-mek: Büyüklerine saygı göstermelisin. (to respect)

♦ -ı sayıkla-mak: Rüyasında seni sayıklıyor. (to rave-to talk in one’s sleep)

♦ -ı say-mak: Parayı saymadan alma!
(to count)

♦ -a sebep ol-mak: Buna sen sebep oldun. (to be the reason of-to cause)

♦ -dan seç-mek: Şunlardan seç! (to chose)

♦ -ı seç-mek: Hangisini seçtin? (to chose)

♦ -a selam söyle-mek: Eşinize selam söyleyin. (to send one’s greetings)

♦ -a selam ver-mek: Kime selam verdin? (to salute,to greet)

♦ -ı selamla-mak: Çocuk öğretmenini selamladı. (to salute)

♦ -ı sergile-mek: Resimlerini nerede sergileyeceksin? (to exhibit)

♦ -a sevgi göster-mek: Çocuğunuza sevgi göstermelisiniz. (to give love)

♦ -ı sevindir-mek: Bu beni çok sevindirdi. (to make happy)

♦ -a sevin-mek: Buna çok sevindim.
(to be happy)

♦ -ı sev-mek: Seni seviyorum. (to love)



♦ -ı sez-mek: Bunu sezemedik.
(to feel-perceive)
♦ -a sığın-mak: Mülteciler nereye sığınmışlar? (to shelter)

♦ -ı sık-mak: Bu iş onları sıkıyor.
(to bother)

♦ -dan sıkıl-mak: Bu işten iyice sıkıldım. (to get bored)

♦ -ı sınıflandır-mak: Hepsini ayrı ayrı sınıflandırdık.(to clasify)

♦ -ı sınır dışı et-mek: Polis onları sınır dışı etmiş.(to deport)

♦ -ı sırala-mak: Şunları güzelce sırala! (to put into order)

♦ -ı sil-mek: Yerleri sileceğim. (to clean)

♦ -ı sinirlendir-mek: Müdürü çok sinirlendirdiler. (to make angry)

♦ -a sinirlen-mek: Bana mı sinirlendiniz? (to get angry)

♦ ile sözleş-mek: Onunla sözleştik, saat dörtte buluşacağız. (to agree)

♦ ile sohbet et-mek: Onunla biraz sohbet ettik. (to chat)

♦ -ı sok-mak: Kolumu arı soktu. (to bite)

♦ -ı solla-mak: Şu arabayı solla ! Çok yavaş gidiyor.(to pass a vehicle)

♦ -ı somutlaş-tır-mak: Bu işi somutlaştıralım. (to rationalize)

♦ -ı sonuçlandır-mak: Bu işi ne zaman sonuçlandıracaksınız?
(to bring to an end)

♦ -a sor-mak: Kime sorayım? (to ask)

♦ -dan sor-mak: Sen buraları benden sor! (to ask)


♦ -ı sor-mak: Telefon numarasını sordun mu? (to ask)

♦ ile sor-mak: Hiç gitme! Telefonla sor!
(to ask)

♦ -dan sorumlu ol-mak: Bu işten sen sorumlusun. (to be responsible from)

♦ -ı soruştur-mak: Polis olayı soruşturuyor. (to investigate)

♦ -ı soy-mak: Dün şu köşedeki bankayı soymuşlar.(to rob)

♦ -ı soy-mak: Patatesleri soyayım mı?
(to peel)

♦ -ı söndür-mek: Yangını söndürdüler.
(to extinguish)

♦ -a söyle-mek: Hiç kimseye söyleme!
(to say)

♦ -ı söyle-mek: Bunu kim söyledi? (to say)

♦ -a söz ver-mek: Sana söz veriyorum.
(to promise)

♦ -a söz et-mek: Bana hiç söz etmedi.
(to talk about)

♦ -dan söz et-mek: Niçin bundan söz etmediniz? (to talk about)

♦ ile sözlen-mek: Kiminle sözlenmiş ?
(to be a fiancee)

♦ -a su ver-mek: Bana bir bardak su verir misin? (to give water)

♦ -ı suçla-mak: Lütfen beni suçlama!
(to blame)

♦ -ı sula-mak: Bahçeyi sulayacağım.
(to water)

♦ -ı sustur-mak: Öğretmen çocukları susturamadı. (to silence)




♦ -ı süpür-mek: Evi süpürdün mü?
(to sweep)

♦ -a sür-mek: Ellerine krem sürdün mü? (to apply-rub)

♦ -ı sür-mek: Şu kremi omzuma sürer misin? (to rub)

♦ -ı süsle-mek: Salonu süslemişler.
(to adorn-beautify)

Ş

♦ -a şaka yap-mak: Lütfen bana böyle şaka yapma! (to make a joke)

♦ ile şakalaş-mak: Birbirleriyle şakalaşıyorlar.
(to make joke to each other)

♦ -a şaşır-mak: Bu işe hepimiz çok şaşırdık. (to be surprised)

♦ -ı şaşırt-mak: Beni çok şaşırttınız.
(to make someone surprised)

♦ -a şaş-mak: Ben bu işe şaştım.
(to be surprised)

♦ -a şikayet et-mek: Kime şikayet edeceksin ki......? (to complain)

♦ -ı şikayet et-mek: Beni şikayet etmişler. (to lament,to complain)

♦ -dan şüphelen-mek: Benden mi şüpheleniyorlar?(to suspect)

T

♦ -ı tabettir-mek: Filmi tabettireceğim.
(to devolope)

♦ -a tahammül et-mek: Buna tahammül edemem.(to bear)




♦ -ı tahlil et-mek: Olayları iyi tahlil etmelisin! (to analyse)

♦ -ı tahmin et-mek: Ben bunu tahmin ediyorum.(to guess)

♦ -ı tahrik et-mek: Onu tahrik etmeyin!
(to actuate)

♦ -da tahsil yap-mak: Tahsilinizi nerede yaptınız? (to study)

♦ -ı tahsil et-mek: Parayı tahsil ettiniz mi? (to collect)

♦ -ı takdim et-mek: Ahmet Beyi takdim edeyim. (to introduce)

♦ -ı tak-mak: Gümüş küpelerini taktı.
(to attach,to tie)

♦ -a tak-mak:Bunu nereye takacaksın?
(to attach,to tie)

♦ -ı tamir ettir-mek: Bunu kime tamir ettirdin? (to have something repaired)

♦ -ı tamir-et-mek: Bunu ben tamir ettim.
(to repair)

♦ -ı tanı-mak: O adamı tanımıyorum.
(to know,to recognize)

♦ -ı tanımla-mak: Bunu tanımlayabilir misin? (to identify)

♦ ile tanış-mak: Hasan Beyle tanıştınız mı? (to meet,to greet)

♦ -ı tanıt-mak: Kendinizi tanıtın lütfen!
(to introduce)

♦ -ı tara-mak: Saçlarını güzelce tara!
(to comb)

♦ -ı tara-mak: Şunu tarayıcıda tarayalım. (to go through carefully)



♦ -ı tartış-mak: Neyi tartışıyorsunuz?
(to argue)

♦ ile tartış-mak: Kiminle tartıştınız?
(to argue)

♦ -ı tart-mak: Elmayı tartar mısın?
(to weight)

♦ -ı tasarla-mak: Biz bunu tasarladık. (to plan)

♦ -ı tasvip et-mek: Ben bunu tasvip etmiyorum. (to approve)

♦ -a taşı-mak: Nereye taşıyalım?
(to carry)

♦ -ı taşı-mak: Bunu yukarıya mı taşıyacaksın? (to carry)

♦ -a taşın-mak: Buraya yeni taşındık. (to move)

♦ -dan taşın-mak: Buradan taşınacağız. (to move)

♦ -a taşıt-mak: Bunu oraya kadar hamala taşıtın.
(to make someone carry smt.)

♦ -ı taşıt-mak: Bunu taşıtacağız.
(to make someone carry smt.)

♦ -ı tat-mak: Şunu bir tat(d)! (to taste)

♦ -ı tatmin et-mek: Bu iş onları tatmin etmez. (to satisfy)

♦ -a tavsiye et-mek: Bana ne tavsiye edersiniz? (to advise-recommend)

♦ -dan tavsiye al-mak: Kimden tavsiye aldın? (to take someone’s advise)

♦ -ı tavsiye et-mek: Bunu hiç tavsiye etmem. (to advise)

♦ -ı tazele-mek: Çayınızı tazeleyeyim mi? (to refresh)



U

♦ -a uğra-mak: Markete uğrayalım mı?
(to visit-encounter,to stop by)

♦ ile uğraş-mak: Bu işle çok uğraşıyorsunuz? (to strive hard)

♦ -a ulaş-mak: Hedefe ulaşmak zor.
(to reach)

♦ -dan um-mak: Galiba senden bir şey umuyor. (to hope)

♦ -ı umursa-mak: Beni hiç umursamıyor. (to care)

♦ -dan umutlan-mak: Bu işten hiç umutlanma! (to be hopefull)

♦ -ı unut-mak: Sakın beni unutma!
(to forget)

♦ -a unuttur-mak: Bunu bana unutturma! (to make someone forget smt.)

♦ -dan usan-mak: Bu işten usandım.
(to be fed up with something)

♦ -dan utan-mak: Kendimden utanıyorum. (to be ashamed of)

♦ -ı utandır-mak: Beni utandırıyorsunuz.
(to make ashamed of)

♦ -ı uyandır-mak: Beni sekizde uyandır lütfen. (to wake up)

♦ -ı uyar-mak: Seni daha önce uyarmıştım. (to warn)

♦ -ı uygula-mak: Yeni kuralları uygulayacağız. (to put into action)

♦ -a uy-mak: Bu elbise bana uymaz. (to fit)

♦ -da uyu-mak: Odasında uyuyor.
(to sleep)



♦ ile uyu-mak: Çocuk oyuncağı ile uyumuş. (to sleep)

♦ -ı uyut-mak: Çocuğu uyuttun mu?
(to make someone sleep)

♦ -a uzak ol-mak: Buraya çok uzak.
(to be far away)

♦ -dan uzak ol-mak: Buradan çok uzak mı? (to be far away)

♦ -ı uzat-mak: Tatilimi bir hafta uzattım. (to extend-lengthen)

Ü

♦ -a üye ol-mak: Bu kulübe üye olacağız. (to be a member of)

♦ -ı ümit et-mek: Bunu ümid (t) ediyoruz. (to hope)

♦ -ı üret-mek: Bunu hangi firma üretiyor? (to produce)

♦ -da ütü yap-mak: Salonda ütü yapıyor. (to iron)

♦ -ı ütüle-mek: Gömleği ütüledin mi?
(to iron)

♦ -ı üz-mek: Lütfen beni üzme!
(to make sorry)

♦ -a üzül-mek: Lütfen buna fazla üzülme! (to be sorry)

V

♦ -da var ol-mak: Saat dokuzda büroda ol ! (to be)

♦ -a var-mak: Nihayet eve varabildik. (to arrive)

♦ -da var-mak: Saat kaçta vardınız?
(to arrive)



♦ -dan vazgeç-mek: Bu işten vazgeçtik.
(to change one’s mind)

♦ -a veda et-mek: İstanbul'a veda etti.
(to bid farewell)

♦ ile vedalaş-mak: Onunla vedalaştık.
(to say goodbye with)

♦ -a ver-mek: Bunu kime vereyim? (to give)

♦ -dan ver-mek: Hangisinden vereceksin? (to give)

♦ -ı ver-mek: Bunu vereyim mi? (to give)

♦ -ı vurgula-mak: Bunu iyice vurgulayın.
(to stress)

♦ -a vur-mak: Duvara vurma! (to hit)

♦ -ı vur-mak: O adamı kim vurmuş?
(to shoot)

Y

♦ -a yabancı ol-mak: Biz buraya yabancıyız. (to be foreigner to somewhere)

♦ -a yabancılaş-mak: Birbirlerine yabancılaştılar. (to alienize)

♦ -a yağmur yağ-mak: Buraya yağmur yağıyor. (to rain)

♦ -ı yakala-mak: Beni yakalayamazsın.
(to catch)

♦ -a yakınlaş-mak: Birbirimize yakınlaşıyoruz. (to get close to each other)

♦ -a yakış-mak: Bu sana yakışıyor. (to suit)

♦ -a yaklaş-mak: Biraz buraya yaklaş.
(to get close)

♦ -ı yak-mak: Evi yakmışlar. (to burn)




♦ -a yalan söyle-mek: Bana yalan söyleme! (to lie)

♦ -a yalvar-mak: Bana hiç yalvarma!
(to beg)

♦ -a yanaş-mak: Sağa doğru yanaşın lütfen. (to draw near)

♦ -ı yapıştır-mak: Şunu iyice yapıştır! (to glue-stick-paste)

♦ -a yap-mak: Bunu bana yapamazsın. (to do)

♦ -dan yap-mak: Bunu kağıttan mı yaptın? (to do,to make)

♦ -ı yap-mak: Bunu kim yaptı? (to do)

♦ -ı yarala-mak: Kuşun kanadını yaralamışlar. (to wound)

♦ -ı yarat-mak: Bizi Allah yarattı.
(to create)

♦ -a yardım et-mek: Onlara yardım etmeliyiz. (to help)

♦ -a yardımcı ol-mak: Size nasıl yardımcı olabilirim. (to be helper)

♦ -ı yargıla-mak: Suçluyu ne zaman yargılayacaklar? (to judge)

♦ ile yarış-mak: Kiminle yarışacaksın? (to competite)

♦ -a yasak ol-mak: Burası size yasak! (to be permitted)

♦ -a yasakla-mak: Bunu çocuklara yasakladım. (to permit)

♦ -da yaşa-mak: Nerede yaşıyorlar?
(to live)

♦ -ı yaşa-mak: Hayatımı yaşayamadım. (to live)




♦ -a yat-mak: Hadi yatağına yat!
(to go to bed)

♦ -da yat-mak: Nerede yatacaksın?
(to sleep)

♦ -dan yaz-mak: Bunu nereden yazdın?
(to write)

♦ -ı yaz-mak: Mektupları yazdın mı?
(to write)

♦ -a yaz-mak:Defterine yaz!
(to write down)

♦ -a yazdır-mak: Bunu sekreterime yazdırdım. (to make someone write)

♦ ile yazış-mak: Onlarla sık sık yazışıyoruz. (to write to each other)

♦ -a yelten-mek: Sakın buna yeltenmeyin! (to try)

♦ -da yemek ye-mek: Nerede yemek yediniz? (to have a meal)

♦ -ı ye-mek: Hangisini sen yedin? (to eat)

♦ -ı yen-mek: Onu yendin mi? (to beat)

♦ -a yenil-mek: Kime yenildin? (to lose)

♦ -a yet-mek: Bu para bana yetmez.
(to be enough)

♦ -a yetiş-mek: Uçağa yetişemedim.
(to catch)

♦ -ı yıka-mak: Ellerini yıkadın mı? (to wash)

♦ -ı yık-mak: Eski evleri yıkıyorlar.
(to demolish)

♦ -da yok ol-mak: Burada kimse yok. (to dissappear)

♦ -dan yok ol-mak: Birden ortadan yok oldu.(to dissappear)

♦ -ı yolcu et-mek: Onları yolcu ettik.
(to see off)

♦ -a yönel-mek: Gemi Üsküdar'a yöneldi. (to direct)

♦ -ı yönet-mek: Bu projeyi kim yönetiyor? (to lead-control)
Z

♦ -a zahmet ol-mak: Size çok zahmet olacak. (to cause trouble)

♦ -a zam gel-mek: Herşeye zam gelmiş.(to increase in price)

♦ -a zam yap-mak: Yine herşeye zam yaptılar. (to make augmentation)

♦ -ı zannet-mek: Onun geldiğini zannettim.(to think)

♦ -a zarar ver-mek: Ona zarar vermeyin lütfen. (to hurt)

♦ -dan zarar et-mek: Bu işten çok zarar ettiler. (to lose)

♦ -dan zevk al-mak: Bu işten hiç zevk almıyorum. (to have joy)

♦ -ı ziyaret et-mek: Müzeyi ziyaret ettiniz mi?(to visite)



















A CAUSATIVE

♦ -ı Acıt-mak: Elini mi acıttın? (to hurt)

♦ -ı, -a Açtır-mak: Kapıyı kime açtıracaksın?(to let open)

♦ -ı Ağlat-mak: Çocuğu sen mi ağlattın?
(to make cry)

♦ -ı Akıt-mak: Suyu , akıtma! (to let pour)

♦ -ı, -a Aldır-mak: Sütü Ahmet'e aldırdım.(to let buy)

♦ -ı, -a Alıştır-mak: Çocuğu yürümeye alıştırıyoruz.(to make smo. get used to)

♦ -ı, -a Anlat-mak: Bunu, size anlatayım mı? (to tell)

♦ -ı, -a Arat-mak: Müdür, Ali'yi sekretere aratıyor. (to let search)

♦ -ı Artır-mak: Fiatı artırdılar. (to increase)

B

♦ -ı Barıştır-mak: Onları kim barıştırdı?
(to reconcile)

♦ -ı Başlat-mak: Hakem, maçı başlattı.
(to let start)

♦ -ı Beklet-mek: Bizi tam bir saat bekletti.(to keep waiting)

♦ -ı, -a Benzet-mek: Sizi birine benzetmiş. (to resemble)

♦ -ı Belirt-mek: Bunları belirtmek lazım.
(to point out)

♦ -ı Bıktır-mak: Bu iş bizi bıktırdı.
(to be fed up)

♦ -ı, -a Bıraktır-mak: Onu evine bıraktım. (to leave)








♦ -ı, -a Bildir-mek: Haberi herkese bildirdik. (to inform)

♦ -ı, -a Bindir-mek: Çocuğu servise bindirdim. (to make get on)

♦ -ı Birleştir-mek: İki fabrikayı birleştirecekler. (to join together)

♦ -ı Bitir-mek: İşinizi bitirdiniz mi?
(to finish)

♦ -ı, -a Boyat-mak: Duvarı boyacıya boyattık. (to let be painted)

♦ -ı, -a Bozdur-mak: Parayı kime bozdurdun? (to change money)

♦ -ı, -a Buldur-mak: Dosyayı
sekretere buldurdu.(to let be found)

♦ -ı Büyüt-mek: İşimizi büyütüyoruz.
(to enlarge)

C

♦ -ı Cezalandır-mak: Mahkeme, suçluyu cezalandırdı. (to punish)

♦ -ı Cevaplandır-mak: Bunu kim cevaplandıracak? (to answer)
Ç

♦ -ı, -a Çaldırmak: Parasını kime çaldırmış? (to lose)

♦ -ı, -a Çıkar-mak: Şu kutuyu, tavana çıkaralım mı? (to carry up)

♦ -ı, -a Çizdir-mek: Resmi kime çizdirdin? (to let be drawn)

♦ -ı, -a Çözdürmek: Problemi
anneme çözdürdüm.(to let be solved)







D

♦ -ı Değerlendir-mek: Bu fırsatı değerlendirelim. (to appreciate)

♦ -ı Değiştir-mek: Lütfen örtüleri değiştirin. (to change)

♦ -ı, -a Diktir-mek: Elbisesini sana mı diktirdi? (to make sew)

♦ -ı, -a Dinlet-mek: Berbat sesini bize dinletti. (to make listen)

♦ -ı Dolaştır-mak: Köpeği dolaştıracağım. (to take round)

♦ -ı Doldur-mak: Lütfen şunu doldurun!
(to fill)

♦ -ı Doyur-mak: Çocuğu doyurdum.
(to give food)

♦ -ı Durdur-mak: Bizi hiç kimse durduramaz. (to stop)

♦ -ı, -a Duyur-mak: Bunu onlara duyurmayalım. (to announce)

♦ -ı Düşündür-mek: Bu iş beni çok düşündürüyor. (to make think)

♦ -ı Düşür-mek: Çocuk, dondurmasını düşürdü.(to let drop)

♦ -ı Düzelt-mek: Yanlışları düzelttim.
(to correct)

E

♦ -ı Eğit-mek: Öğretmen , öğrencileri eğitiyor. (to educate)

♦ -ı Eğlendir-mek: Bizi eğlendirdi.
(to entertain)

♦ -ı Emzir-mek (Emdir-mek): Annesi, çocuğu emziriyor. (to suckle)







♦ -ı Endişelendir-mek: Bizi çok endişelendirdiniz. (to make anxious)

♦ -ı Ertelet-mek: Telefon edip randevuyu ertelettik.
(to have postponed)
F

♦ -ı Fırlat-mak: Bu uyduyu Fransızlar mı fırlattı? (to throw)

G

♦ -ı Geciktir-mek: Bu işi geciktirmesinler. (to prolong)

♦ -ı Geçir-mek: Buradan kimseyi geçirme! (to make pass)

♦ -ı Geliştir-mek: Türkçemi geliştirmeliyim. (to develop)

♦ -ı Gerçekleştir-mek: Planlarını gerçekleştirdin mi? (to put into action)

♦ -ı, -a Getir-mek (Gel-mek): Onu buraya getir. (to bring)

♦ -ı Gezdir-mek: Misafirlerimi gezdirdim. (to take-show round)

♦ -ı, -a Giydir-mek: Ceketi çocuğa giydireyim mi? (to dress)

♦ -ı, -a Göster-mek (Gör-mek): Planları sana gösterdi mi? (to show)

♦ -ı, -a Götür-mek (Git-mek): Şunu oraya götürsün. (to take)

♦ -ı Güldür-mek: Öğretmen bizi güldürdü. (to make laugh)

♦ -ı Gülümset-mek: Bu sözler onu gülümsetti. (to make smile)







H

♦ -ı Hafiflet-mek: Yükümüzü hafiflettiniz.
(to lighten)

♦ -ı, -a Hatırlat-mak: Bunu bana niçin hatırlatıyorsun? (to remind)

♦ -ı Havalandır-mak: Odayı biraz havalandırın. (to ventilate)

♦ -ı Hazırlat-mak: Sizin için yemeği hazırlattım.(to have smt. prepared)

♦ -ı, -a Hesaplat-mak: Bunu Muhassebeciye hesaplatalım.
(to have calculated)

♦ -ı Hızlandır-mak: Bu program bilgisayarımı hızlandırdı.
(to increase the speed)

I

♦ -ı Isındır-mak: Antrenör oyuncuları ısındırıyor. (to make smo. become warmer)

♦ -ı Islat-mak: Çocuk, altını ıslatmış.
(to wet)

İ

♦ -ı, -a İçir-mek: Çocuğa sütünü içirdim.
(to make to drink)

♦ -ı İlerlet-mek: Türkçemi ilerletiyorum.
(to let advance)

♦ -ı İlgilendir-mek: Bu, beni hiç ilgilendirmez. (to bother)

♦ -ı, -a imzalat-mak: Bunu kime imzalatayım. (to have signed)

♦ -ı incelet-mek: Bunu inceletmemiz lazım.(to have examined)








♦ -ı, -a İndir-mek: Şunu aşağıya indireyim mi?(to put smt.down)

♦ -ı İstet-mek: Bunu depodan istetelim.
(to have smt. wanted)
K

♦ -ı Kaçır-mak: Otobüsü kaçırdık.
(to miss)

♦ -ı Kaldır-mak (Kalk-mak): Beni 9'da kaldır! (to make smo. wake up)

♦ -ı Kandır-mak: Beni kandırdılar.
(to cheat)

♦ -ı Kapat-mak: Kapıyı kapatın!
(to close)

♦ -ı Karıştır-mak: Bu işi fazla karıştırmayın. (to confuse)

♦ -ı, ile Karşılaştır-mak: Şunları birbirleriyle karşılaştırın. (to compare)

♦ -ı Kavuştur-mak: Allah (sizi) kavuştursun! (to let come together)

♦ -ı Kestir-mek : Elimi bıçağa kestirdim. (to have cut)

♦ -ı Kıskandır-mak: Çocuğu kıskandırma! (to make jealous)

♦ -ı Kızart-mak: Köfteleri kızartıyor.
(to fry)

♦ -ı Kızdır-mak: Onu çok kızdırdılar.
(to make angry)

♦ -ı Kirlet-mek: Yerleri kirletmeyin!
(to make dirty)

♦ -ı Konuştur-mak: Öğretmen, bizi konuşturuyor. (to make speak)

♦ -ı Kopar-mak: Düğmeyi sen mi kopardın? (to break off)







♦ -ı Korkut-mak: Beni korkutamazsın.
(to make afraid)

♦ -ı Koştur-mak: Köpeği koşturuyor.
(to make run)

♦ -ı Kovdur-mak: Onu ofisten kovdurdu.
(to have smo. dismissed)

♦ -ı Kurut-mak: Çamaşırları balkonda kuruttum. (to have dried)

M

♦ -ı -a Muayene ettir-mek: Çocuğu doktora muayene ettirdik. (to have examined)

♦ -ı Merak ettir-mek: Mektup yaz! Kendini merak ettirme! (to make wonder)

♦ -ı Meraklandır-mak: Bizi meraklandırma! (to make anxious)

N

♦ -a Namaz kıldır-mak: İmam, namaz kıldırıyor. (to conduct the divine service)

♦ -dan Nefret ettir-mek: Bu hareketiyle herkesi kendisinden nefret ettirdi.(to hate)

♦ -ı Neticelendir-mek: Bu işi neticelendirelim. (to put an end)

O

♦ -ı, -a Okut-mak: Öğretmen, kitabı bize okuttu. (to make read)

♦ -ı Oluştur-mak: Yeni bir grup oluşturdular. (to form)

♦ -ı Oynat-mak: Çocuklar Ayşe'yi oynatmıyor. (to let play)








♦ -ı Oynat-mak: Kuklacı kuklaları oynatıyor.(to make play)

Ö

♦ -ı -a Ödet-mek: Hesabı bana ödettiler. (to make pay)

♦ -ı Ödüllendir-mek: Annesi, çocuklarını ödüllendirdi.(to award)

♦ -ı, -a Öğret-mek (Öğren-mek): Bunu çocuklara öğretelim mi? (to teach)

♦ -ı Ölçtür-mek: Kumaşı ölçtürdün mü? (to have smt. measured)

♦ -ı Özlet-mek: Kendini özletme! Bizi ara! (to cause longing)

P

♦ -ı Parlat-mak: Gümüşleri parlattın
mı ? (to make bright)

♦ -ı Patlat-mak: Çocuğun balonunu sen mi patlattın? (to make explode)

♦ -ı Pekiştir-mek: Bu bilgileri pekiştirmek lazım.(to make a revision)

♦ -ı Pislet-mek: Burayı kim pisletti?
(to make dirty)

♦ -ı Pişir-mek: Yemeği sen mi pişirdin? (to cook)

R

♦ -ı Rahatlat-mak: Onun sözleri beni rahatlattı. (to make relax)

♦ -ı Renklendir-mek: Gruba sen renklendiriyorsun. (to colour)







S

♦ -ı, -a, sattır-mak: Bunları kime sattıracak? (to make smo. sell)

♦ -ı Sakinleştir-mek: Lütfen onu sakinleştirin! (to make calm)

♦ -a Saldır-mak: Köpek, üstümüze saldırdı. (to attack)

♦ -ı, -a Sevdir-mek: Öğretmen bize Türkçeyi sevdirdi.(to make smo.love smt)

♦ -ı Sevindir-mek: Bu hareketin bizi sevindirdi.(to make happy)

♦ -ı, -a Sildir-mek: Yerleri kime sildirdin?
(to have cleaned)

♦ -ı Sinirlendir-mek: Beni Sinirlendirme!
(to make angry)

♦ -ı Somutlaştır-mak:Konuşmayı bırakıp işi somutlaştırmak lazım. (to rationalize)

♦ -ı Sonuçlandır-mak: Bunu, en kısa zamanda sonuçlandırsınlar. (to complete)

♦ -ı, -a Sordur-mak: Bunu müdüre sordurun. (to have asked for)

♦ -ı Soruştur-mak: Polis, olayı soruşturuyor. (to investigate)

♦ -ı, -a Söylet-mek: Gerçeği ona söyletmek lazım. (to make speak)

♦ -ı Sustur-mak: Onu kimse susturamaz. (to make silent)

♦ -ı Sürdür-mek: Bu işi hâlâ sürdürüyor.
(to go on)








Ş

♦ -a Şaşır-mak: Buna çok şaşırdım.
(to be surprised)

♦ -ı Şaşırt-mak: Bu hareketinle bizi çok şaşırttın. (to make smo. surprised)

T

♦ -ı Tabettir-mek: Filmleri nerede tabettireceksin? (to have tabbed)

♦ -ı, -a Taktır-mak: Resmi duvara taktırdım. (to have hung)

♦ -ı, -a Tamir ettir-mek: Radyoyu (Tamirciye) tamir ettirdik.
(to have repaired)

♦ -ı, ile Tanıştır-mak: Sizi, Aynur'la tanıştırayım. (to introduce)

♦ -ı Tanıt-mak: Lütfen kendinizi tanıtın. (to introduce oneself)

♦ -ı Taşır-mak: Sütü taşırdım.
(to make overflow,to boiled over)

♦ -ı, -a Taşıt-mak: Bunları kime taşıtacağız? (to have carried)

♦ -ı Tekrarlat-mak: Bunu tekrarlatmak lazım. (to have repeated)

♦ -ı Temizlet-mek: Şuraları temizletilim. (to have cleaned)

♦ -ı Tıklat-mak: Kapıyı tıklat! (to knock)

♦ -ı, -a Toplat-mak: Elmaları işçilere toplattık. (to have gathered)

♦ -ı Tutuklat-mak: Onu tutuklattı.
(to have arrested)








U

♦ -ı Uçur-mak: Çocuk uçurtmayı uçurdu.
(to make fly)

♦ -ı, -a Ulaştır-mak: Bunu oraya ulaştırın! (to make smt. reach somewhere)

♦ -ı Umutlandır-mak: Bu olay, bizi umutlandırdı. (to make hopeful)

♦ -ı, -a Unuttur-mak: Bunları bize unutturmak istiyor. (to make forget)

♦ -ı Utandır-mak: Onu utandırdınız.
(to make ashamed)

♦ -ı, -a Uydur-mak: Şunu o makinaya uydurun. (to make fit)

♦ -ı Uyut-mak: Çocuğu uyuttum.
(to make sleep)

♦ -ı Uzaklaştır-mak: Onu işten uzaklaştırdılar. (to take away)

♦ -ı Uzat-mak: Firma, süreyi uzattı.
(to extend)

Ü

♦ -ı ümitlendir-mek: Bizi çok ümitlendirdiniz. (to make hopeful)

♦ -ı ütület-mek: Şunu ütületeyim.
(to have ironed)

♦ -ı üz-mek: Beni üzme! (to make sorry)
V

♦ -ı, -dan Vazgeçir-mek: Onu bu işten vazgeçirdim.
(to make smo. change his mind)

♦ -ı Vurdur-mak: Bu adamı kim vurdurdu?(to have somebody shot)







Y

♦ -ı, -a Yakıştır-mak: Bunu sana yakıştıramadım. (to make suit)

♦ -ı Yaktır-mak: Ormanı yaktırdılar.
(to have burned)

♦ -ı Yarat-mak: Allah herşeyi yarattı.
(to create)

♦ -ı, -a Yapıştır-mak: Pulları zarflara yapıştır! (to glue-stick)

♦ -ı, -a Yaptır-mak: Bunu kime yaptırdın? (to have done)

♦ -ı Yarıştır-mak: Bence çocukları yarıştırmak doğru bir şey değil.
(to competite)

♦ -ı Yaşat-mak: Kültürümüzü nasıl yaşatabiliriz? (to keep alive)

♦ -ı, -a Yatır-mak: Çocuğu yatırdım.
(to make sleep)

♦ -ı, -a Yatır-mak: Parayı bankaya yatırdım. (to deposit money)

♦ -ı, -a Yazdır-mak: Mektubu sekretere yazdır! (to have written)

♦ -ı, -a Yedir-mek: Yemeği çocuğa yedirdim. (to make eat)

♦ -ı, -a Yerleştir-mek: Kitaplarımı dolaba yerleştirdim. (to place)

♦ -ı Yıkat-mak: Çamaşırları yıkattım.
(to have washed)

♦ -ı Yıktır-mak: Bahçe duvarını yıktıracağım.(to have demolished)

♦ -ı Yürüt-mek: İşleri iyi yürütüyorsun. (to do,to run)








A PASSIVE

♦ Abartıl-mak: Bu iş çok abartıldı.
(to be exaggrated)

♦ Açıl-mak: Kapı açıldı. (to be opened)

♦ Affedil-mek: Suçu affedildi.
(to be forgiven)

♦ Ağlan-mak: Onun arkasından günlerce ağlandı.(to be cried)

♦ -a Alın-mak: Çocuğu pantolan alındı.
(to be bought)

♦ -a Alışıl-mak: Buna yavaş yavaş alışılır. (to get used to)

♦ Alkışlan-mak: Sanatçılar alkışlandı.
(to be applauded)

♦ Anıl-mak: Şirketin kurucusu anıldı.
(to be celebrated)

♦ Anlaşıl-mak: Durum anlaşıldı.
(to be understood)

♦ -a Anlatıl-mak: Bu, herkese anlatıldı mı? (to be told)

♦ Aran-mak: Her yer arandı. (to be sought)

♦ Araştırıl-mak: Bu iş çok iyi araştırılsın!
(to be searched)

♦ Asıl-mak: Gömlekler dolaba asıldı.
(to be hung)

♦ Aşıl-mak: Bu problem de aşıldı.
(to be overtaken)

♦ -dan,a Atıl-mak: Eski gazeteler kağıt kutusuna atıldı. (to be thrown)

♦ -dan Ayırtıl-mak: Otelden yer ayırtılacak. (to be booked)








♦ -dan Ayrıl-mak: Oradan ne zaman ayrıldınız? (to leave)

♦ Azal-mak: Paramız azaldı.
(to decrease)

B

♦ -a Bağlan-mak:Telefon bağlandı.
(to be connected)

♦ -a Bakıl-mak: Her yere bakıldı mı?
(to be being looked)

♦ -a Başlan-mak: Hakemin düdüğüyle maça başlandı. (to be beginned)

♦ -ı Başlat-mak: Maç başlatıldı.
(to be started)

♦ Beğenil-mek: Film çok beğenildi.
(to be liked)

♦ Beklen-mek: İki saat beklendi.
(to be waited)

♦ ile Beslen-mek: Kurbanlık hayvanlar neyle beslenmeli? (to be fed with)

♦ Bırakıl-mak: Saat 6'da iş bırakıldı.
(to be quited)

♦ -a Bildiril-mek: Bu herkese bildirildi. (to be informed)

♦ Bilin-mek: Bu biliniyor. (to be known)

♦ -a Binil-mek: Nihayet servise binildi. (to be get on)

♦ Bitiril-mek: İş, nihayet bitirildi.
(to be finished)

♦ Boğul-mak : Dün iki kişi boğulmuş.
(to be drown)

♦ Boyan-mak: Ev boyandı.
(to be painted)








♦ Bozul-mak:Dolaptaki süt bozulmuş.
(to become putrid)

♦ Bölün-mek: Oda bölündü. (to be divided)

♦ Bulun-mak: Kayıp köpek sonunda bulundu. (to be found)

C

♦ -dan cayıl-mak: Bu işten cayıldı.
(to be given up)

♦ -a Cevap veril-mek: Ona gereken cevap verildi. (to be given an answer)

♦ Cevaplan-mak: Sorular cevaplandı.
(to be answered)

♦ Cezalandırıl-mak: Suçlu cezalandırıldı. (to be punished)
Ç

♦ -a,dan Çağrıl-mak: Partiye kimler çağrıldı? (to be invited)

♦ Çalın-mak: Ali'nin cüzdanı çalındı.
(to be stolen)

♦ Çalın-mak: Kapı Çalındı. (to be knocked)

♦ Çalışıl-mak: İyi çalışıldı. (to be studied)

♦ -a Çıkarıl-mak: Köpek sokağa çıkarıldı
(to be taken out)

♦ Çıkıl-mak: Kaçta çıkıldı? (to be left)

♦ -a Çizdiril-mek: Plan kime çizdirildi?
(to be drawn)

♦ Çizil-mek: Proje çizildi.(to be drawn)

♦ Çoğal-mak: İşler çoğaldı. (to increase)

♦ Çözül-mek: Problem çözüldü.
(to be solved)






D

♦ -a Davet edil-mek: Kimler davet edildi? (to be invited)

♦ Değerlen-mek: Bu yer çok değerlendi. (to increase in value)

♦ Denen-mek: Herşey denendi mi?
(to be tried)

♦ -a Den(il)-mek: Ona ne denildi?
(to be said)

♦ Desteklen-mek: Bu iş destekleniyor. (to be sponsored)

♦ -a Devam edil-mek: Çalışmaya devam edilecek. (to be continued)

♦ Dikil-mek: Elbise dikildi.
(to be sewed-sewn)

♦ Dinlen-mek: Konser dinlendi.
(to be listened)

♦ Doldurul-mak: Depo dolduruldu.
(to be filled)

♦ -a dökül-mek: Yere su döküldü.
(to be poured)

♦ -dan,a Dönül-mek:Kaçta dönülecek? (to return)

♦ Duyul-mak: Haber duyuldu.
(to be heard)

♦ Düzenlen-mek: Parti düzenlendi.
(to be arranged)
E

♦ Eğitil-mek: Çocuklar iyi eğitilmeli.
(to be educated)

♦ -a Emredil-mek: Bu komutan tarafından emredildi. (to be ordered)








♦ Ertelen-mek: Yağmur yüzündün maç ertelendi. (to be postponed)

♦ -dan Etkilen-mek: Bu işten çok etkilendi. (to be attracted)

♦ Ezberlen-mek: Şiir iyice ezberlendi mi? (to be memorized)

♦ Ezil-mek: Çarpışma sonucu arabanın önü ezildi. (to be smashed)

F

♦ -dan Faydalanıl-mak: Bu fırsattan da faydalanılamadı.

♦ -a Fakslan-mak: Bunlar Londra'ya fakslandı mı? (to be faxed)

♦ Farkedil-mek: Yanlışlık son anda farkedildi. (to be realized)

♦ Fethedil-mek: İstanbul 1453'te fethedildi. (to be conquered)

♦ -a Fırsat veril-mek: Size, son bir fırsat daha verilecek. (to be given a chance)

G

♦ -dan Geç çıkıl-mak: İşten bugün geç çıkılacak.

♦ -dan,a Geçil-mek: Köprüden karşıya geçildi. (to be passed)

♦ -a Gelin-mek: Saat kaçta gelindi? (?)

♦ -dan,a Getiril-mek: Ne zaman getirildi?
(to be brought)

♦ -da Gezil-mek: Heryer gezildi.
(to be seen)

♦ -a Gidil-mek: Oraya gidildi mi?
(to be gone(?))






♦ -a Giril-mek: Salona kaçta girilecek? (to be entered)

♦ Giyil-mek: Çocuklar tarafından yeni elbiseler giyildi. (to be worn)

♦ -dan,da Gizlen-mek: Bu olay herkesten gizlendi. (to be hidden)

♦ -a,dan Gönderil-mek: Mektuplar gönderildi. (to be sent)

♦ Görül-mek: Müdür tarafından görüldü. (to be seen)

♦ ile Görüşül-mek: Orada kiminle görüşüldü? (to be seen)

♦ Gösteril-mek: Bu film üç defa gösterildi. (to be shown)

♦ -a Gülün-mek: Bu sözlere uzun uzun gülündü. (to be laughed at)
H

♦ -a Haber veril-mek: Herkese haber verildi mi? (to be informed)

♦ Haberleşil-mek: Arıza var, haberleşemiyoruz. (to communicate)

♦ Halledil-mek: Problem halledildi mi? (to be solved)

♦ Hesaplan-mak: Herşey doğru bir şekilde hesaplandı.(to be calculated)

♦ Hızlandırıl-mak: İşler biraz hızlandırıldı. (to be increased in speed)

♦ Hissedil-mek: Bazı şeyler hissedildi. (to be felt)
I

♦ Isıtıl-mak: Su ısıtıldı. (to be warmed)

♦ Islan-mak: Elbisem ıslandı.
(to get wet)





♦ Islatıl-mak: Otomobiller tarafından yoldaki insanlar ıslatıldı. (to be wetted)

♦ -a,dan Ismarlan-mak: Yemekler (garsona) ısmarlandı. (to be ordered)

♦ -a Israr edil-mek: Ona çok ısrar edildi.
(to be insisted on)

İ

♦ İçil-mek: Partide çok kola içildi.
(to be drunk)

♦ İddia edil-mek: Bu iddia ediliyor.
(to be claimed)

♦ -a iftira atıl-mak: Bu kadına iftira atıldı. (to be slandered)

♦ -a iftira edil-mek: Bence onlara iftira edilmiş. (to be slandered)

♦ -a İhanet edil-mek: Onlara ihanet edildi. (to be betrayed)

♦ İhmal edil-mek: Bu iş ihmal edildi.
(to be neglected)

♦ İkna edil-mek: İkna edilmesi zor.
to be convinced)

♦ İlaçlan-mak: Belediye tarafından her yer ilaçlandı. (to be disinfected)

♦ -a ilave edil-mek: Bu ona ilave edilecek. (to be added)

♦ İmzalan-mak: Belgeler imzalandı.
(to be signed)

♦ İncelen-mek: Herşey incelendi.
(to be examined)

♦ -da,a,dan İnil-mek: Hangi durakta inilecek? (to be got off(?))

♦ -a İtiraz edil-mek: Karara itiraz edildi.
(to be objected)








♦ Isten-mek: O, burada istenmiyor.
(to be wanted)

♦ İstifa edil-mek: Toplu olarak istifa edildi. (to be resigned)

♦ İzlen-mek (Takip edil-mek): Galiba izleniyoruz.(to be followed)

♦ -a İzin veril-mek: Bu işe izin verilmedi. (to be allowed)

♦ -dan izin alın-mak: Müdürden izin alınacak. (to get permission)
K

♦ Kabul edil-mek: Karar kabul edildi.
(to be accepted)

♦ Kaçırıl-mak: Ünlü işadamının kızı kaçırıldı. (to be kidnapped)

♦ Kaldırıl-mak: Çöpler kaldırıldı.
( to be taken away)

♦ Kalın-mak: Şu otelde kalınacak.
(to stay(?))

♦ Kalkıl-mak: Başkan gelince, ayağa kalkıldı. (to stand up(?))

♦ Kapatıl-mak: Bu dükkan kapatıldı.
(to be closed)

♦ -a Karar veril-mek: Buna karar verildi. (to be decided)

♦ Karşılan-mak: Yolcular havaalanında karşılandı. (to be welcomed)

♦ -a Katıl-mak: Gruba katıldık. (to join)

♦ Kavga edil-mek: Yine mi kavga edildi?(to be fighted)

♦ Kavran-mak: Konu iyice kavrandı.
(to be understood)








♦ Kaybedil-mek: Maç kaybedildi.
(to be lost)

♦ Kayıt yapıl-mak: Bugün kayıt yapıldı.
(to be written)

♦ Kazanıl-mak: Bu işten iyi para kazanıldı. (to be won)

♦ Kesil-mek: Su kesildi. (to be cut off)

♦ Kırıl-mak: Vazo kırıldı. (to be broken)

♦ Kızıl-mak: Müdür tarafından kızıldı.
(to be angry(?))

♦ Kilitlen-mek: Kapı kilitlendi.
(to be locked)

♦ Kiralan-mak: Bu ofis kiralandı.
(to be hired)

♦ Konul-mak, Koyul-mak: Çantalar nereye konuldu? (to be put)

♦ Konuşul-mak: Bu konu konuşulmadı.
(to be spoken)

♦ Korun-mak: Polis tarafından korunuyor. (to be saved)

♦ Koşul-mak: 42 km. İki buçuk saatte koşuldu. (to be run)

♦ Kovul-mak: Odadan kovuldu.
(to be dismissed)

♦ Kullanıl-mak: Bir ay kullanıldı.
(to be used)

♦ Kurtarıl-mak: Adam kurtarıldı.
(to be rescued)

♦ Kurutul-mak: Çamaşır kurutuldu.
(to be dried)

♦ Kutlan-mak: Cumhuriyetin Yetmişbeşinci Yılı kutlandı. (to be celebrated)







M

♦ -a Mahkum edil-mek: Suçlu beş yıla mahkum edildi. (to be exciled)

♦ -a Mecbur kalın-mak: Buna mecbur kalındı. (to be have to)

♦ Merak edil-mek: Bu konu çok merak ediliyor. (to be wondered)

♦ Muayene edil-mek: Hasta doktor tarafından muayene edildi.
(to be examined)

N

♦ Namaz kılın-mak: Camide namaz kılındı. (to be prayed(?))

♦ Niyet edil-mek: Buna niyet edildi ama olmadı. (to be attempted)

♦ Noktalan-mak: Bu iş burada noktalandı. (to be finished)

♦ -a Not bırakıl-mak: Evin kapısına not bırakıldı. (to be left a note)
O

♦ Okun-mak: Öğretmen tarafından bize şiir okundu. (to be read)

♦ Okşan-mak: Öğretmen tarafından çocuğun başı okşandı. (to be strok)

♦ Oluşturul-mak: Hemen bir komisyon oluşturalım. (to be formed)

♦ Onarıl-mak: Makina onarılmadı.
(to be repaired)

♦ Organize et-mek: Konser kim(in) tarafından organize edildi?
(to be organized)








♦ Oylan-mak: Karar bugün mü oylanacak? (to be voted)

♦ Oynan-mak: Maç hangi stadyumda oynandı? (to be played)

Ö

♦ Öden-mek: Hesap ödendi mi?
(to be paid)

♦ Ödül veril-mek: Kimlere ödül verildi?
(to be given an award)

♦ Ödüllendiril-mek: Başarılı personel ödüllendirildi. (to be awarded)

♦ Öğrenil-mek: Herşey öğrenildi mi?
(to be learnt)

♦ Öğretil-mek: Bu gramer bize öğretilmedi. (to be tought)

♦ Ölçül-mek: Burası doğru ölçüldü mü?
(to be measured)

♦ Önlen-mek: Kazalar, tedbirle önlenir.
(to be prevented)

♦ Öpül-mek: Ünlü şarkıcı herkes tarafından öpüldü. (to be kissed)

♦ Örnek veril-mek: O kötü olay, örnek olarak verildi. (to be given as an example)

♦ Övül-mek: Övülmeyi çok sever.
(to be praised)

P

♦ Paketlen-mek: Hepsi paketlendi mi?
(to be packed)

♦ -dan Para Çekil-mek: Bankadan ne kadar para çekildi. (to be withdrawn)

♦ Parkedil-mek: Araba, park görevlisi tarafından park edildi. (to be parked)






♦ Parlatıl-mak: Mobilyalar iyice parlatıldı. (to be made to shine)

♦ Postalan-mak: Mektupların hepsi postalandı mı? (to be posted)

♦ Pişiril-mek: Bu kadar yemek kaç saatte pişirildi? (to be cooked)

♦ Planlan-mak: Bunlar planlandı ama ne zaman başlanacak bilmiyorum.
(to be planned)

♦ Programlan-mak: Programlanan şeyler yapıldı.(to be programmed)

♦ Prova edil-mek: Elbise, sadece bir defa prova edildi. (to be tested)

♦ Puan veril-mek: Kaç puan verildi?
(to be given points)

R

♦ Rahatsız edil-mek: Birkaç kişi tarafından rahatsız edildiler.
(to be disturbed)

♦ Randevu alın-mak: Doktordan saat iki için randevu alındı.
(to be given an appointment )

♦ Reddedil-mek: Fikirlerinin hepsi reddedildi. (to be refused)

♦ Resim Yapıl-mak: Bu resim kim(in) tarafından yapıldı? (to be painted)

♦ Rica edil-mek: Müdür Beyden yardım rica edildi. (to be asked)

S

♦ Sağlan-mak: Nihayet gerekli para sağlandı. (to be supplied)

♦ Saklan-mak: Şekerler çocuktan saklandı.( to be hidden)






♦ Sanıl-mak: Önce öyle sanıldı.
(to be supposed)

♦ Sarıl-mak: Anne kızına sarıldı.
(to hug)

♦ Sarıl-mak: Çocuğun kolu sarıldı.
(to be plastered)

♦ Satıl-mak: Eviniz ne zaman satıldı?
(to be sold)

♦ Savaşıl-mak: Anlamsız bir sebepten aylarca savaşıldı.(to war,to battle(?))

♦ Sayıl-mak: Para doğru sayıldı mı?
(to be counted)

♦ Seçil-mek: Kim belediye başkanı seçildi? (to be chosen)

♦ Sergilen-mek: Salvador Dali'nin eserleri üç gün sergilendi. (to be exhibited)

♦ Sevil-mek: O, herkes tarafından sevilir. (to be loved)

♦ Sevindiril-mek: Bayramlarda çocuklar sevindirilir. (to be made happy)

♦ Sıkıl-mak: Bu işten iyice sıkıldım.
(to be bored)

♦ Sınırdışı edil-mek: Polis tarafından sınırdışı edildiler. (to be sent to excile)

♦ Silin-mek: Yerler silindi. (to be cleaned)

♦ -ı Soğut-mak: Suyu biraz soğut!
(to be made colder)

♦ Sohbet edil-mek: Saatlerce sohbet edildi.
(to converse(?))

♦ Sollan-mak: Öndeki araçlar çok dikkatli sollanmalı.(to pass a vehicle(?))

♦ Sonuçlandırıl-mak: Bu iş ne zaman sonuçlandırılacak? (to be completed)







♦ Sorul-mak: Bu soru herkese soruldu.
(to be asked)

♦ Soruşturul-mak: Bu iş soruşturuluyor.
(to be investigated)

♦ Soyul-mak: Hangi banka soyulmuş? (to be robbed)

♦ Sömürül-mek: Afrika ülkeleri yıllarca sömürüldü. (to be colonied)

♦ Söndürül-mek: Yangın , itfaiye tarafından söndürüldü.
(to be extinguished)

♦ Söylen-mek: Bu herkese söylenmemeli. (to be told)

♦ Söz edil-mek: Bundan hiç söz edilmedi. (to be told about)

♦ Sulan-mak: Bahçe sulandı.
(to be watered)

♦ Süpürül-mek: Şuralar iyi süpürülmemiş. (to be swept)

♦ Süslen-mek: Çocuklar tarafından okul süslendi. (to be beautified)

Ş

♦ Şikayet edil-mek: Bu durumdan şikayet edildi. (to be complained)

♦ Şüphelenil-mek: Kimden şüpheleniliyor? (to be suspected)

T

♦ -a Tahammül edil-mek: Buna tahammül edilmez. (to be bore)

♦ Tahlil edil-mek: Raporlar tahlil ediliyor. (to be analysed)








♦ Tahmin edil-mek: Maç sonuçları tahmin edilebilir mi? (to be guessed)

♦ Takıl-mak: Şampiyonlara madalyaları takıldı. (to be given)

♦ Tamir edil-mek: Bozuk radyo tamir edilecek. (to be repaired)

♦ Tanın-mak: KKTC birgün mutlaka tanınacak. (to be known)

♦ Tanıtılmak: Yeni ürünler basına tanıldı. (to be introduced)

♦ Tartışıl-mak: Bence, bu konuda çok tartışılır. (to be argued)

♦ Tasarlan-mak: Bu model ne zaman tasarlandı? (to be planned)

♦ Taşın-mak: Eşyalar nasıl taşındı?
(to be carried)

♦ Taşıtıl-mak: Eşyalar kime taşıtıldı?
(to be carried)

♦ Tedavi edil-mek: Bu hastalık nasıl tedavi edilecek? (to be cured)

♦ Tehdit edil-mek: Kim(in) tarafından tehdit ediliyor? (to be blackmailed)

♦ Tekrarlan-mak: Bu yanlış bir daha tekrarlanmasın! (to be repeated)

♦ -ı Tekrarlat-mak: Bunu tekrarlatmak lazım. (to make smo.repeat smt.)

♦ Temin edil-mek: Gerekli finans temin edildi.(to be supplied)

♦ Temizlen-mek: Her yer temizlensin!
(to be cleaned)

♦ -ı Temizlet-mek: Şuraları temizletelim.
(to have cleaned)

♦ Tepki gösteril-mek: Bu olaya büyük tepki gösterildi. (to be reacted)







♦ Tercih edil-mek: Hangisi tercih edildi?(to be prefered)

♦ Teselli edil-mek: Çocuk zor teselli edildi. (to be alleviated)

♦ Tespit edil-mek: Yanlışlar tesbit edildi mi? (to be fixed)

♦ Toplan-mak: Ev hizmetçi tarafından toplandı. (to be put into order)

♦ Tutul-mak: Bu balıklar nerede tutuldu?(to be caught)

U

♦ Uğraşıl-mak: Bu işle çok uğraşıldı.
(to be worked)

♦ Unutul-mak: Boşver! Herşey zamanla unutulur.(to be forgotten)

♦ Uyarıl-mak: Hatalı sürücü polis tarafından uyarıldı.(to be warned)

♦ Uyarlan-mak: Bu film, bir romandan mı uyarlandı? (to be adapted)

♦ Uygulan-mak: Alınan kararlar mutlaka uygulanmalı. (to be put into action)

♦ -a Uyul-mak: Herkes tarafından karara uyuldu. (to be obeyed)

♦ Uyutul-mak: Çocuk zorla uyutuldu.
(to be made to sleep)

♦ Uzatıl-mak: Fuarın süresi uzatıldı.
(to be extended)

Ü

♦ Üretil-mek: Bunlar burada mı üretildi? (to be produced)








♦ Ütülen-mek: Gömlekler ütülendi mi?
(to be ironed)

♦ -a Üzül-mek: Bu olaya çok üzüldük.
(to be sorry)

V

♦ Varıl-mak: Oraya kaçta varıldı?
(to be arrived)

♦ Vazgeçil-mek: Bu işten son anda vazgeçildi.(to given up)

♦ Veril-mek: Bu, kime verilecek?
(to be given)

♦ Vurgulan-mak: Önemli konular vurgulandı. (to be pointed out)

♦ Vurul-mak: Kim vuruldu? (to be shot)

Y

♦ Yakalan-mak: Hırsız yakalandı.
(to be caught)

♦ Yakıl-mak: Orman kim tarafından yakılmış?(to be burned)

♦ Yaklaşıl-mak: Kıyıya yaklaşıldı.(?)

♦ Yalan söylen-mek: Kesinlikle yalan söylenmemeli.(to be lain(?))

♦ Yapıl-mak: Bu ne zaman yapıldı?
(to be done)

♦ Yaptırıl-mak: Bu bina kime yaptırıldı?
(to be made to do)

♦ Yargılan-mak: Mahkum haftalarca yargılandı. (to be judged)

♦ Yasaklan-mak: Avlanma yasaklandı.
(to be permitted)
♦ Yatıl-mak: Nerede yatıldı?
(to be slept)

♦ Yazıl-mak: Mektup yazılmadı mı?
(to be written)

♦ Yazışıl-mak: Hala yazışılıyor , ama sonuç yok.(to be corresponded )

♦ Yenil-mek: Bizim takım yine yenildi. (to be beaten)

♦ Yen-mek, Yenil-mek: Yemek saat kaçta yenildi? (to be eaten)

♦ Yıkan-mak: Çocuğun elleri annesi tarafından yıkandı. (to be washed)

♦ Yıkıl-mak: Kaçak evler yıkıldı.
(to be demolished)

♦ Yolcu edil-mek: Misafir yolcu edildi.
(to be seen off)

♦ Yönetil-mek: Burası iyi yönetiliyor.
(to commanded)

Z

♦ -a Zam yapıl-mak: Benzine yine zam yapıldı. (to be augmentated)

♦ -dan Zarar edil-mek: Bu işten zarar edildi.(to be lost money)

♦ Zannedil-mek: Öyle zannedildi ama olmadı. (to be supposed)

♦ Zarar veril-mek: Bu hatayla büyük zarar verildi.(to be damaged)

♦ Ziyaret edil-mek: Hastalar ziyaret edilmeli. (to be visited)


















A RECIPROCAL

♦ -a Alış-mak: Malesef sigaraya alışmış.
(to get used to)

♦ Ağlaş-mak: Çocuklar annelerinin arkasından ağlaşıyor. (to cry)

♦ ile Anlaş-mak: Onlarla anlaştınız mı?
(to agree)

♦ ile Atış-mak : (Tartışmak) Birbirleriyle atışıyorlar. (to argue)
B

♦ ile Bakış-mak: Ahmet ile bakışıyorlar.
(to look at each other)

♦ ile Bayramlaş-mak: Büyüklerimizle bayramlaştık.(to celebrate(?))

♦ Bekleş-mek : İnsanlar yağmurun altında bekleşiyor. (to wait)

♦ ile Boy ölçüş-mek: Sen onunla boy ölçüşemezsin.

♦ ile Bozuş-mak: Onunla bozuştunuz mu?
(to be upset to each other)

♦ -ı Bölüşme-mek: Pastayı ikiniz bölüşün.
(to share)

♦ ile Buluş-mak: Kiminle buluşacaklar?
(to meet)
Ç

♦ ile Çarpış-mak: Birbirleriyle çarpışmışlar.
(to crash)

♦ -a Çıkış-mak: Kadın kocasına çıkıştı.
(to object)

♦ ile Çekiş-mek: Bu konuda Murat'la çekişiyorlar.(to quarrel)






D

♦ -a Doluş-mak: Herkes minibüse doluştu.

E

♦ Eşleş-mek: Sizin takım kiminle eşleşti?
(to match)
F

♦ ile Fakslaş-mak: O firmayla fakslaşıyoruz.
(to fax)
G

♦ Geliş-mek: Türk ekonomisi gelişiyor.
(to develop)

♦ Gruplaş-mak: Şirket içinde gruplaşmalar tehlikelidir. (to form groups)

♦ -ı Görüş-mek: Bu konuyu görüşmemiz lazım.
(to see)

♦ ile Görüş-mek: Dün onlarla görüştük.(to see)

♦ Güçleş-mek: İşler güçleşti.(to get harder)

♦ Gülüş-mek: Çocuklar plajda gülüşüyorlar.
(to laugh together or eachother)
H

♦ ile Haberleş-mek: Onlarla haberleşiyorum.
(to communicate)

♦ ile Hesaplaş-mak: Birgün onlarla hesap-laşacağız. (to pay the debts)
İ

♦ ile İnatlaş-mak: Birbirleriyle inatlaşıyorlar.
(to be stubborn)

♦ ile İtiş-mek: Birbirinizle itişmeyin. (to brawl)







K

♦ Kaçış-mak: Kedi gelince fareler kaçıştı.
(to escape)

♦ Koklaş-mak: Hayvanlar devamlı koklaşırlar.
(to smell)

♦ -a Koşuş-mak: Sağa sola koşuşuyorlar.
(to run)

♦ ile Kolaylaş-mak: Gramerler biraz kolaylaştı.
(to get easier)

♦ Kamulaş-mak: Bu yerler kamulaştı.(?)

♦ Kanunlaş-mak: Bu tasarı kanunlaştı mı?
(to become a law)

♦ -ı Kapış-mak: Ucuz malları herkes kapıştı.
(to take away)

♦ -a Karış-mak: Benim işime karışma!
(to be involved)

♦ ile Karşılaş-mak: Kamil ile nerede karşılaştınız? (to run into)

♦ ile Kaynaş-mak: Arkadaşlarımızla kaynaştık. (to get warmer)

♦ ile Kesiş-mek: Onunla düşüncelerimiz kesişiyor. (to intersect)

♦ Kızış-mak: İşler iyice kızıştı. (to get hot)

♦ ile Kucaklaş-mak: Anne çocuğuyla kucaklaştı. (to hug each other)

M

♦ ile Mektuplaş-mak: Onunla mektuplaşıyoruz. (to write to each other)

♦ ile Merhabalaş-mak: Sabahları komşularla merhabalaşırız.(to salute each other)








O

♦ Oluş-mak: Proje yavaş yavaş oluşuyor.
(to be formed)

♦ Oynaş-mak: Çocuklar havuzda oynaşıyor.
(to play)

Ö

♦ Ödeş-mek: Birgün ödeşiriz. (to pay eachother)

♦ ile Öpüş-mek: Adam, çocuklarıyla öpüştü.
(to kiss each other)

P

♦ -ı Paylaş-mak: Adaletli bir şekilde paylaşın.
(to share)

♦ Pekiş-mek: Biraz çalışın. Bilgileriniz pekişsin.
(to revise)

R

♦ ile Randevulaş-mak: Onunla 8'de randevulaştık. (to have an appointment)

♦ ile Rastlaş-mak: Sokakta Mehmet'le rastlaştık.
(to run into)

S

♦ ile Savaş-mak: İki ülke (birbiriyle) savaşıyor.
(to be in war)

♦ ile Selamlaş-mak: Kapıcıyla selamlaştık.
(to greet)

♦ Sıkış-mak: Çocuğun eli kapıya sıkışmış.
(to be squeezed)









♦ ile Söyleş-mek: Sunucu televizyonda bürokratlarla söyleşiyor. (to chat)

♦ ile Sözleş-mek: Arkadaşlarla sözleştik.
(to make a promise)

T

♦ ile Takış-mak: Onlar sık sık (birbirleriyle) takışırlar. (to argue)

♦ ile Tanış-mak: Müdürle tanıştınız mı?
(to meet)

♦ ile Tartış-mak: Yine onunla mı tartıştınız?
(to argue)

♦ ile Tokalaş-mak: Sevgi, niçin benimle tokalaşmadı? (to shake hands)

♦ Toplaş-mak: Herkes neden toplaştı buraya? (to come together)

♦ ile Tutuş-mak: Kardeşinle elele tutuşun.
(to hold)

U

♦ Uçuş-mak: Her yerde sivrisinekler uçuşuyor. (to fly)

♦ ile Uğraş-mak: Birbirinizle değil, işinizle uğraşın. (to do)

♦ ile Uyuş-mak: Onunla fikirlerimiz uyuşmaz. (to agree)
V

♦ ile Vedalaş-mak: Adam eşiyle vedalaştı.
(to say goodbye)

Y

♦ -a Yabancılaş-mak: Günden güne bize yabancılaşıyor. (to become stranger)








♦ -a Yaklaş-mak: Kamyon kapıya yaklaşsın.
(to come close)

♦ -a Yanaş-mak: Vapur iskeleye yanaşıyor.
(to arrive)

♦ Yapış-mak: Kağıtlar yapışmış. (to stick)

♦ Yardımlaş-mak: Gerektiğinde yardımlaşmak lazım.(to help each other)

♦ Yatış-mak: Biraz düşününce sinirlerim yatıştı.
(to calm down)

♦ ile Yazış-mak: Onlarla artık yazışmıyoruz.
(to write to each other)

♦ ile Yeniş-mek: İki takım (birbirleriyle) yenişemedi. (to beat)

♦ -a Yetiş-mek: Tiyatroya yetişmemiz lazım.
(to catch)

Z

♦ Zorlaş-mak: İşimiz iyice zorlaştı. (to get harder)





























A REFLEXIVE

♦ Akıllan-mak: Çocuk, gittikçe akıllanıyor.
(to get smarter)

♦ -a Alın-mak: Aynur, (benim) sözlerime çok alınmış.(to be hurt)

♦ Aran-mak: Aranmayı bırak, işine bak. (to look for)
B

♦ -a Bakın-mak: Sağa sola bakındı ama bizi göremedi. (to look around)

♦ Beslen-mek: İyi beslenmek lazım. (to nourish)

♦ Borçlan-mak: Borçlanmak iyi birşey değil.
(to be in debt)

♦ -den Boşan-mak: Eşinden boşanmış.
(to divorce)

♦ -da Bulun-mak: Saat 9'da herkes burada bulunsun. (to be)
C

♦ Canlan-mak: Çiçeklere su verince canlandılar. (to revive)

♦ Cesaretlen-mek: İyice cesaretlendi. (to dear)

Ç

♦ -a Çekin-mek: Sana bunu söylemeye çekiniyor.(to be shy)

♦ -dan Çekin-mek: Senden çekiniyor.
(to act timidly)

♦ Çiçeklen-mek: Bahar gelince ağaçlar çiçeklenir.(to be flowered)








D

♦ -a Davran-mak: Altın değerleniyor. (to treat)

♦ Dinlen-mek: Biraz dinlenelim. (to rest)

♦ -a Dokun-mak: Bu meyve bana dokunur.
(to harm)

♦ -da Dolan-mak: Bu adam niçin buralarda dolanıyor? (to wander)

♦ Dövün-mek: Dövünmenin faydası yok.
(to be frantic with sorrow)

♦ -ı Düşün-mek: Bunu iyi düşün! (to think)

E

♦ -ı Edin-mek: Bu kitabı edinmem lazım. (to get)

♦ Eğlen-mek: Eğlenmek benim de hakkım.
(to enjoy,to entertaint)

♦ Endişelen-mek: Babam çok endişeleniyor.
(to be worried)

♦ Evlen-mek: Ne zaman evleniyorsun? (to marry)

♦ -dan Etkilen-mek: Bu olaydan çok etkilendi.
(to be attracted)

F

♦ Faydalan-mak: Herkes bundan faydalanmalı.
(to get benefit of)

G

♦ -ile Geçin-mek: Bu insanlar, bu parayla mı geçiniyorlar?(to get on well,to live)









♦ Gerin-mek: Sabahları herkes gerinir.
(to yawn)

♦ Gizlen-mek: Çocuklar , annelerinden gizleniyor.(to hide)

♦ Giyin-mek: Hemen giyin! İşe geç kalıyorsun. (to wear up)

♦ Görün-mek: Çocuklar görünmüyor, neredeler? (to be seen)

♦ -ile Gururlan-mak: Seninle gururlandık.
(to be proud of)

♦ Güçlen-mek: Hergün biraz daha güçleniyoruz. (to become stronger)

♦ Güneşlen-mek: Havuzda güneşleniyor.
to have sunbathing)

♦ -a Güven-mek: O kendine çok güvenir.
(to (self) trust)

H

♦ Hastalan-mak: Sık sık hastalanır.
(to become ill)

♦ Hazırlan-mak: Hemen hazırlanın! Geç kalıyoruz. (to get ready)

♦ Hızlan-mak: Kontrolden çıkan araba gittikçe hızlanıyor. (to accelerate)

♦ -dan Hoşlan-mak: Bundan hoşlanmıyorum. (to like)

♦ Hüzünlen-mek: Akşamları biraz hüzünlenirim. (to get upset)

I

♦ -a Isınmak: Buraya hâlâ ısınamadım.
(to get warm)








İ

♦ ile İlgilen-mek: Bu işle ilgilenmiyorum.(to be interested in)

K

♦ Kalkın-mak: Ülkenin kalkınması için çalışıyorlar. (to develop)

♦ -a Kapan-mak: Eve kapandı, çalışıyor.(to close)

♦ Kaşın-mak: Niçin kaşınıyorsun? (to scratch)

♦ -ı Kıskan-mak: Birbirlerini kıskanıyorlar.
(to be jealous)

♦ Korun-mak: Kışın hastalıklardan korunmak için
C vitaminine ihtiyacımız var.(to protect)

♦ Kurun-mak: İyice kurun, hava çok soğuk. (to dry)

N

♦ ile Nişanlan-mak: Kiminle nişanlandı?
(to be engaged)

Ö

♦ -a Öfkelen-mek: Kime öfkelendi? (to get furious)

♦ Övün-mek: Durmadan övünür. (to praise)

P

♦ Paslan-mak: Otura otura iyice paslandık. Biraz çalışalım. (figurative-to get rusty)
R

♦ Rahatsızlan-mak: Yine mi rahatsızlandı?
(to be sick)









♦ ile Renklen-mek: Hayatımız onunla renklendi. (to be coloured)

S

♦ Sabunlan-mak: İyice sabunlan !
(to be soaped)

♦ -dan Saklan-mak: Bizden saklanıyor.
(to hide)

♦ -ı Savun-mak: Kendini savunmalısın.
(to defense)

♦ -a Sevin-mek: Bu habere çok sevindim.
(to be happy)

♦ -a Sinirlen-mek: Bize sinirlendi.(to be angry)

♦ Soyun-mak: Soyunup banyoya girdi.
(to wear of)

♦ Söylen-mek: Niçin söyleniyorsun?
(to complain)

♦ ile Sözlen-mek: Kiminle sözlendi?
(to be engaged)

♦ Süslen-mek: Niçin bu kadar süslendin?
(to be adorned)

T

♦ -ı Takın-mak: Takılarını takınmış. (to put on)

♦ Taran-mak: Güzelce taran! (to comb)

♦ -a Taşın-mak: Buradan oraya taşındılar.
(to move)

♦ -a Tavır takın-mak: Bize tavır takınıyorlar. (to change one’s attitude towards smo)

♦ Temizlen-mek: İyice temizlendin mi?
(to be clean)









♦ Toplan-mak: Hadi toplanın! (to come together)

Y

♦ ile Yetin-mek: Bununla yetinin! Başka yok.
(to be content)

♦ Yıkan-mak: Güzelce yıkanmam lazım.
(to have a bath)
z

♦ Zorlan-mak : Bunu yaparken çok zorlanıyor.
(to do hardly)








































NOTLAR




































































































NOTLAR


Anket

  Yabancılara Türkçe öğretimi sahasında bizzat sahada çalışan öğreticilerin katkıları olmadan üretilen çözümlerin, doğru çözümler olabileceğini düşünüyor musunuz ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    692271 Ziyaretçi