ANLAM SORUNU-ANLAM SORUNUNUN SIRLARI-R. LEVENT ARSEVER

 

 

ANLAM SORUNU
R.LEVENT ARSEVER
(Felsefe Tartışmaları, 20. Kitap, Aralık 1996, s. 70-79)


s. 70
Bundan önce2 ayrıntılı olarak ortaya koymağa çalışmıştım: Anlam sorunu, zaman zaman dilsel anlatımların (doğal ya da yapma bir dile ait anlatımların) olduğu kadar nesnelerin "anlam"ı ile olgu ya da durumların "anlam"ını da içine alacak biçimde geniş boyutlu bir sorun olarak alınmakla birlikte, aslında en temelde, dilsel anlatımların anlamı ile sınırlı tutulması gereken bir sorundur. Anlam, bu tür anlatımların bir iletişim ortamında taşıdıkları açık ve örtük dilsel içeriklerden, başka bir deyişle, konuşan kişinin böyle anlatımlar aracılığıyla dinleyen kişi ya da kişilere iletebildiği dolaylı ve dolaysız dilsel iletilerden başka birşey değildir.3 Konuşan kişinin bir iletişim ortamında karşısındaki kişiye böyle bir iletide bulunmak için kullandığı en küçük dilsel ögeye gelince, bu, tümcedir. Dolayısıyla anlam sorununu çözmeği amaçlayan kişinin tümcenin anlamını temele koyması, sözcüklerle daha küçük dilsel ögelerin "anlam"ını ise içerisinde yer aldıkları tümcenin anlamına yaptıkları katkıda araması gerekir.
 Ben bu yazımda, bütün bunları dikkate alarak anlam sorununu çözmek için sorulması gereken temel soruyu belirlemeğe çalışacak, bunu yaparken de John L. Austin tarafından temelleri atılıp4 sonra da John R. Searle tarafından geliştirilen5 söz edimleri kuramından yola çıkacağım. 
  
 
I.    K (konuyan kişi), bir tümce üretip (söyleyip ya da yazıp) onun aracılığıyla D'ye (dinleyin kişiye) dilsel bir iletide bulunduğu her durumda şu dört edimde bulunur.
(1) Dilsel bir iletide bulunmak amacıyla belli bir dilde bir tümce sözceler. Searle'in terimiyle,6 bir sözceleme ediminde (utterance act) bulunur.
(2) Belli bir ya da bir dizi şeye göndermede bulunup, bunlardan birincil olanına belli bir anlatım yükler. Kısaca, bir olgu ya da durumu resmeder; ya da Searle'in deyişiyle7 bir önerme ediminde (propositional act) bulunur.
(3) Resmettiği olgu ya da durumla ilgisinde, bildirmek, buyurmak, söz vermek gibi, Austin ile Searle'in belirttiği anlamda8 bir edimsöz ediminde (illocutionaryact) bulunur.
(4) Resmettiği olgu ya da durumla ilgili bir duygu ya da tutumunu dı?avurur. Buna da dı?avurma edimi diyebiliriz.9


s. 71
Örneğin, kitabını arayan D'ye,

"Kitabın masanın üzerinde"

diyerek kitabın masanın üzerinde olduğudilsel iletisinde bulunan K,

(1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, D'nin aramakta olduğu o kitaba ve onun üzerinde bulunduğu o belli masaya göndermede bulunup, bunlardan birincil gönderme nesnesi olan o kitaba 'masanın üzerinde' anlatımını yükler;
(3) kitabın masanın üzerinde olduğunu bildirir;
(4) kitabın masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını  dışavurur.

Örneğin, daha önce ödünç verdiği kitabını geri isteyen D'ye,

"Tamam, kitabını yarın getireceğim"

diyerek, kitabını ertesi gün getireceğidilsel iletisinde bulunan K,

(1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, kendisine, D'nin kitabına ve içerisinde bulundukları gündenbir olanına, yani D'nin kitabına 'yarın getireceğim' anlatımını yükler;
(3) D'ye, kitabı ertesi gün getireceği konusunda söz verir;
(4) kitabı ertesi gün getirme niyetini dışavurur.

Örneğin,

"Yarın kitabını getir !"

diyerek, D'ye  kitabını ertesi gün getirmesi dilsel iletisinde bulunan K,

(1) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla Türkçe bir tümce sözceler;
(2) D'ye, D'nin belli bir kitabına, bir de bir sonraki güne göndermede bulunup, D'nin kitabına 'yarın getir' anlatımını yükler;
(3) D'ye, ertesi gün kitabını getirmesini buyurur;
(4) D'nin ertesi gün kitabını getirmesi için duyduğu istek ya da arzuyu dışavurur.


 Bu edimler, Searle'in sözleriyle dile getirecek olursak, "yürüyen birinin, sigara içip yanındakiyle konuşması anlamında"10 K'nın ayrı ayrı, birbiri peşi sıra yerine getirdiği edimler değildir. Bir edimsöz ediminde bulunan K, bu sırada zorunlu olarak bir sözceleme ediminde, bir önerme ediminde ve bir dışavurma ediminde de bulunur. Örneğin, kitabını arayan D'ye, bir tümce aracılığıyla, kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunan K, bu sırada, zorunlu olarak,

(ı) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla belli bir dilde bir tümce sözceler;
(ıı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını dışavurur.

Aynı şekilde, örneğin, bir tümce aracılığıyla, D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusunda duyduğu inancı dışavuran K, bu sırada, zorunlu olarak,

 
(ı) Dilsel bir iletide bulunma amacıyla elli bir dilde bir tümce sözceler;
s. 72
(ıı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunur.11


Önerme edimi de bir başına yerine getirilen bir edim değildir. Bir önerme edimi ancak ve ancak bir edimsöz ediminin parçası olarak yerine getirilebilir. K'nın D'ye sözcelediği tümcenin yüzey yapısında bu sırada yerine getirdiği edimsöz ediminin görülememesi bizi yanıltmamalıdır. Söz gelişi, yukarıda kullandığımız örneklerden

'Kitabın masanın üzerinde'

sözceleminde K'nın yerine getirdiği edimsöz edimini gösteren açık bir dilsel öge yoktur. Ortada, bir tek, K'nın yerine getirdiği önerme edimini gösteren açık dilsel ögeler vardır. Bundan yola çıkarak, K'nın bu tümceyi sözcelediğinde herhangi bir edimsöz edimiyle herhangi bir dışavurma ediminde bulunmadığını, yalnızca bir önerme ediminde bulunduğunu söyleyemeyiz. Çünkü, tümcenin sözcelendiği bağlam ile dilbilgisel yapısı, onun bir bildirim olarak sözcelendiğini, yani K'nın bu tümceyi sözcelerken bir bildirimde bulunduğunu göstermektedir.
 

Aynı şekilde sözceleme edimi de tek başına yerine getirelen bir edim değildir. D'ye kitabının masanın üzerinde olduğunu iletisinde bulunmak için

"Kitabın masanın üzerinde"

diyen K, bu sırada zorunlu olarak

(ı) D'ye, onun belli bir kitabına ve belli bir masaya göndermede bulunup, D'nin kitabına 'masanın üzererinde' anlatımını yükler;
(ıı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu bildiriminde bulunur.
(ııı) D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu konusundaki inancını dışavurur.

Burada, bir noktanın vurgulanmasında yarar var. Sözceleme edimi belli bir dilde bir tümce söyleme değil, bir iletide bulunmak amacıyla belli bir dilde bir tümce söyleme edimidir.12 Dolayısıyla, herhangi birşey iletmek kaygısı olmadan belli bir dilde bir tümce söylediğimizde bir sözceleme ediminde bulunmuş olmayız. Örneğin, bir Latince kitabında gördüğümüz, ya da Latince öğrenen bir arkadaşımızdan duyup ezberlediğimiz

 Deus mundum regit

tümcesini ne anlama geldiğini bilmeden yinelediğimizde; ya da diyelim

Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da mı saklasak

tekerlemesini söylediğimizde. Bunun için, bu tür örneklerden yola çıkarak "bir önerme ediminde ya da bir edimsöz ediminde bulunmadan bir sözceleme ediminde bulunulabileceğini" söylemek13 doğru olmaz.
 
 
 

II.    K'nın, iletişim sırasında, dilsel bir iletide bulunduğu her durumda yerine getirdiği bu dört edimi, onun iletişim sırasında kimi zaman yerine getir-
s. 73
diği başka bir tür edimle, yani Austin ile Searle'in etkisöz edimi (perlocutionary act) dedikleri edimlerle14karıştırmamak gerekir. Belli bir tümce söceleyip belli bir önerme, belli bir edimsöz ve belli bir dışavurma ediminde bulunanan K, sözcelemi aracılığıyla, isteyerek ya da istemeyerek D'nin duygularını, tutumlarını ya da davranışlarını etkileyebilir. Etkisöz edimi, Díde işte böyle etkiler oluşturma edimidir. Örneğin, kocası öldürülen annenin oğluna bir silah verip

"O adamı vur !"

dediğini düşünelim. Burada anne, oğula ve babayı vuran adama göndermede bulunup oğula 'o adamı vur' anlatımını yüklemektedir. Anne, bu sırada oğula o adamı vurmasını buyurmakta ve bu yolda duyduğu isteği dışavurmaktadır. Bunlar, K'nın tümceyi sözcelerken yerine getirdiği, yukarıda sözü edilen edimlerdir. Ancak bütün bunların dışında, annenin yerine getirdiği bir başka edimden daha söz edilebilir: oğlunu o adamı vurması için zorlamaktadır. Bu da annenin yerine getirdiği etkisöz ediminden başka birşey değildir.

 Bu örnek, K'nın D'nin duygularını, davranışlarını isteyerek değiştirmeğe çalışmasına bir örnektir. Ancak, hemen yukarıda belirtildiği gibi, K bunu istemeyerek de yapabilir. Söz gelişi, örnekteki oğulun bir arkadaşına, içerisinde bulunduğu durumu anlatmadan, yalnızca adı diyelim Emin olan o adamın nasıl biri olduğunu sorduğunu, bunun üzerine arkadaşının da

 Emin çok iyi bir insandır

dediğini düşünelim. Burada, arkadaş, Emin'e göndermede bulunup, ona 'çok iyi bir insan' anlatımını yüklemekte, bunu yaparken de yalnızca oğulun sorusuna yanıt vermektedir. Bir de Emin'in iyi bir insan olduğu yollu inancını dışavurmaktadır. Böyle bir durumda, K'nın (yani, arkadaşın) D'nin (yani, oğulun) duygularında, tutumlarında, ya da davranışlarında bir değişiklik yaratmak istediği söylenemez. Ancak, amaçlamadığı halde, oğulun duygu, tutum ya da davranışları üzerinde böyle bir etkiyi yaratması da, pekâlâ, olasıdır. Söz gelişi, arkadaş bu sözleriyle Oğulun babasının katili Emine'i öldürmekten vezgeçmesini sağlayabilir. Elbette, bu sözlerin oğulu hiç etkilememesi de olasıdır.
 

Bunların dışında, K sözcelediği tümce ile D'nin duyguları, davrananışları üzerindeki istediği etkiyi meydana getiremeyebilir. Örneğin, bu kez, oğulun bir arkadaşına, içerisinde bulunduğu durumu anlatıp babasının katilini öldüreceğini söylediğini; arkadaşının da bunun üzerine ona,

"Kendine gel, adam öldürmenin cezası idamdır"

dediğini düşünelim. Burada, arkadaş oğul üzerinde yaratmak istediği etkiyi 'Kendine gel' sözleriyle ortaya koyduğu halde oğulun kendine gelmesini sağlamayabilir; onu yapmağa karar verdiği şeyi yapmaktan vazgeçiremeyebilir.
 

 Austin ile Searle bu durumu, etkisöz edimlerinin, edimsöz edimlerinden farklı olarak, uylaşıma dayanan edimler olmamaları ile açıklar.15 Gerçekten de, yukarıdaki son örneği alacak olursak, arkadaşın sözcelediği

 'Kendine gel, adam öldürmenin cezası idamdır'

s. 74
tümcesi ile, bu tümceyi sözcelerken yerine getirdiği edimsöz edimi (yani uyarı edimi) arasında uylaşımsal bir ilişki vardır. böyle bir iletişim ortamında bu tümce ile, kullanılan dilin (Türkçe'nin) kullanımbilgisi gereği, ancak ve ancak bir uyarı ediminde bulunulabilir. Buna karşılık, arkadaşın oğulun kendine gelmesini sağlaması ya da oğulu yapmağa karar verdiği şeyden vazgeçirmesi ile

 Kendine gel; adam öldürmenin cezası idamdır

sözcelemi arasında hiçbir uylaşımsal bağ yoktur: böyle bir iletişim ortamında bu tümce ile D üzerinde yaratılacak etkileri belirleyen hiçbir dil kuralı yoktur. Dolayısıyla, K'nın bu tümceyi sözceleyerek D'yi kendine getirmesi ne kadar olası ise kendine getirememesi de o kadar olasıdır.
 
 
 

III.    Bir tümcenin yüzey yapısında olmasa bile derin yapısında, K'nın belli bir iletişim ortamında o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerine karşılık gelen dilsel ögeler bulunur. Tümcenin kendisi, sözceleme edimine karşılık gelen dilsel ögedir. Tümcede önerme edimine ise bir önerme anlatımı karşılık gelir. Bu önerme anlatımı, en yalın biçiminde, bir gönderme anlatımı ile bir yüklem anlatımından oluşur. Gönderme anlatımları, belli bir kişiye, belli bir şeye ya da duruma, kısacası bir "tek"e göndermede bulunan anlatımlardır.  Yüklem anlatımları ise, K'nın o "tek"e yüklediği özelliğe karşılık gelir. Örneğin,

 Mehmet gelecek

tümcesinde, 'Mehmet' gönderme anlatımı, 'gelecek' ise yüklem anlatımıdır.

 K'nın bir tümce sözcelerken yerine getirdiği edimsöz anlatımına karşılık, tümcenin yüzey ya da derin yapısında bir edimsöz anlatımı yer alır. Örneğin,

Haberin olsun, Mehmet gelecek
Mehmet'i getireceğime söz veriyorum
Dikkat, bahçede köpek var

tümcelerinde , sırasıyla, 'haberin olsun', 'söz veriyorum' ve 'dikkat' böyle anlatımlardır. Bunlar, K'nın bu tümceleri sözcelerken yerine getirmekte olduğu edimsöz edimlerini gösterir. K'nın dışavurduğu duygu ya da tutumlara ise tümcelerin yüzey ya da derin yapılarında duygu-tutum anlatımları diyebileceğimiz anlatımlar karşılık gelir. Örneğin,

Mehmet'in geleceğine inanıyorum
Mehmet'i getirmek niyetindeyim
Bahçede köpek olması beni kaygılandırıyor

tümcelerinde, sırasıyla, 'inanıyorum', 'niyetindeyim' ve 'kaygılandırıyor'  birer duygu-tutum anlatımıdır. Tümcede yer alan bu tür anlatımlar, K'nın, dile getirdiği önermenin karşılık geldiği olgu ya da durum karşısındaki duygularını, tutumlarını gösterir.
 
 

s. 75
IV.    Bir tümceyi anlamak demek, K'nın o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerinin hangileri olduğunu kavramak demektir. D, bu edimlerin hangileri olduğunu kavramadan K'nın sözcelediği tümcenin ardındaki dilsel iletiye ulaşamaz. Örneğin,  yukarıdaki

Haberin olsun, Mehmet gelecek

tümcesini alalım. D'nin, bu tümcenin ardındaki dilsel iletiye (daha doğrusu, dilsel ileti kümesine) ulaşabilmesi, herşeyden önce, K'nın bu tümceyi kendisine bir iletide bulunmak amacıyla sözcelediğini kavramasına bağlıdır. Bu kavrama, D'ye iletişimin kapısını açan bir kavramadır. Bunu kavramadığı sürece, D açısından K'nın sözcelediği tümce herhangi bir gürültüden başka birşey olamaz. D'nin bunun ardından kavraması gerekenler ise şunlardır:

(1) K'nın kendisine Türkçe bir tümce sözcelediği (sözceleme edimi);
(2) K'nın Mehmet diye birine göndermede bulunup, ona 'gelecek' anlatımını yüklediği (önerme edimi);
(3) K'nın söz konusu tümceyi sözcelerken haber verme ediminde bulunduğu (edimsöz edimi);
(4) K'nın Mehmet'in geleceği konusunda duyduğu inancı dışavurduğu (dışavurma edimi)


 D, bütün bunları, K'nın sözcelediği tümcenin yüzey ya da derin yapısındaki dilsel ögeler aracılığıyla kavrar. Söz gelişi,

'Haberin olsun, Mehmet gelecek'

sözceleminde, 'Mehmet' sözü K'nın göndermede bulunduğu kişiyi, 'gelecek' sözü ise göndermede bulunulan kişiye yüklenen anlatımı göstermektedir. K'nın tümceyi sözcelerken yerine getirdiği edimsöz edimini gösteren ise 'haberin olsun' sözleridir. K'nın bu sırada dışavurduğu duyguya gelince, tümcenin yüzey yapısında onu gösteren açık bir dilsel öge yoktur, ama haber verme ediminin yapısı bunu açıkça gösterir: D'ye Mehmet'in geleceğini haber veren K'nın bunu yaparken dışavurabileceği tek duygu, bir inanç olabilir :Mehmet'in geleceği konusunda duyduğu inanç.16
 
 
 

V.    Sözcelenen tümcede söz konusu edimlere  karşılık gelen dilsel ögeler D'yi ancak tümenin ardındaki açık dilsel iletilere götürebilir. D'yi tümcenin ardındaki örtük dilsel iletilere götürecek şey, K'nın tümceyi sözelerken yerine getirdiği sözceleme, önerme, edimsöz ve dışavurma edimlerini yöneten kuralardır. D'nin sözcelenen tümcenin ardındaki örtük dilsel ileti kümesine, bu kuralları dikkate almadan ulaşması olanaklı  olanaklı değildir. Örneğin,

(1) "Ancak ve ancak, K da D de sözcelem dilini biliyorsa, bir de K D'nin sözcelemdilini bildiğini biliyorsa, ya da bildiğini varsayıyorsa, K dilsel bir iletide bulunmak amacıyla D'ye o dilde bir tümce sözceleyebilir."

s. 76
biçiminde dile getirilebilecek sözceleme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın kendisine sözcelediği

Mehmet'in kitabı sıranın gözünde

tümcesinin ardındaki,

Ben K, Türkçe biliyorum
Ben K, sen D'nin Türkçe bildiğini biliyorum (varsayıyorum)

iletilerine ulaşması beklenemez.

(2a) "Ancak ve ancak, ortada bir gönderme nesnesi varsa, K bir ya da bir dizi söz sözceleyerek o şeye göndermede bulunabilir"

yollu gönderme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın kendisine sözcelediği

Mehmet'in kitabı sıranın gözünde

tümcesinin ardındaki,

Ortada Mehmet diye biri var
Mehmet'in bir kitabı var
Ortada bir masa var
Sıranın bir gözü var

iletilerine;

(2b) "Ancak ve ancak, gönderme nesnesi yüklem anlatımının doğru ya da yanlış olarak yüklenmesi mantıkça olanaklı  bir türe ya da ulama giriyorsa, K o yüklem anlatımını sözceleyerek, o gönderme nesnesine o yüklem anlatımını yükleyebilir"

yollu yükleme kuralını bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, K'nın sözcelediği yukarıdaki tümcenin ardındaki,

Kitap, 'Mehmet'in'anlatımının yüklenebileceği türden birşey;
Sıra, 'bir gözü olmak'anlatımının yükleneileceği türden birşey;
Mehmet'in kitabı, 'sıranın gözümde olmak'anlatımının yüklenebileceği türden birşey

iletilerine ulaşması beklenemez.

(3) Ancak ve ancak, D P olduğunu bilmiyorsa, K da D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorsa; ya da D P olduğunu biliyor, ama K D'nin P olduğunu bilmediğini varsayıyorsa, K D'ye P olduğunu haber verebilir"

yollu, haber verme edimsözünü yöneten kuralı bilmeyen ya da hesaba katmayan bir D'nin, aynı sözcelemin ardındaki,

Ben K, sen D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorum (ya da varsayıyorum)

iletisine ulaşması olanaklı değildir.

(4) "Haber verme gibi bildirim türündeki bir edimsöz ediminde bulunan K, bu edimde bulunarak ancak ve ancak P içerikli bir inancını dışavurabilir"

biçimindeki kullanım kuralını bilmeyen, ya da hesaba katmayan bir D'nin, yine aynı sözcelemin ardındaki

Ben K, Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğuna inanıyorum

s. 77
iletisine ulaşması beklenemez.

 

Bir tümce sözcelemekle K'nın yaptığı şey, o tümceyi sözcelerken yerine getirdiği bu edim kurallarını uyguladığını ilân etmekten başka birşey değildir. Örneğin,

Haberin olsun, Mehmet'in kitabı sıranın gözünde

sözcelemini alalım.

(1)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Peki, sen benim Türkçe bildiğimi nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta ne kadar haklı ise, bu soru karşısında K da D'ye, "Ya, sen benim senin Türkçe bildiğini varsaydığımı nereden çıkarıyorsun!" demekte o kadar haksızdır. Çünkü, D'ye dilsel bir iletide bulunmak için bu tümceyi sözceleyen K, onu sözcelemekle

"Ancak ve ancak, K da D de sözcelem dilini biliyor ve  K D'nin sözcelem dilini bildiğini biliyor ya da bildiğini varsayıyorsa, K dilsel bir iletide bulunmak amacıyla D'ye o dilde bir tümce sözceleyebilir."

yollu sözceleme kuralını uyguladığını da ilân etmiş olur.

(2a)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Mehmet'in bir kitabı olduğunu nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta haklı; K ise buna "Ben, sana Mehmet'in bir kitabı olduğunu söylemedim ki!" diyerek karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, K D'ye dilsel bir iletide bulunmak üzere bu tümceyi sözcelemekle,

"Ancak ve ancak, ortada bir gönderme nesnesi varsa, K bir ya da bir dizi söz sözceleyerek ona göndermede bulunabilir"

yollu gönderme kuralına uyduğunu da ilân etmiş olur.

(2b)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi,"Mehmet'in kitabının sıranın gözüne sığabilecek birşey olduğunu nereden çıkarıyorsun?" diye sormakta haklı; K ise buna "Ben zaten böyle birşey söylemedim ki!" diyerek karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, bu tümceyi sözcelemekle,

"Ancak ve ancak, gönderme nesnesi yüklem anlatımının doğru ya da yanlış olarak yüklenmesi mantıkça olanaklı  bir türe ya da ulama giriyorsa, K o yüklem anlatımını sözceleyerek, o gönderme nesnesine o yüklem anlatımını yükleyebilir"

yollu yükleme kuralına uyduğunu da ilan etmiş olur.

(3) D, bu tümceyi sözceleyerek kendisine Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu haber veren K'ya, örneğin, "Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu bilmediğimi nereden çıkırıyorsun?" diye sorabilir; ama K, buna "Ben bilmediğini söylemedim ki!" diyerek karşı çıkamaz. Çünkü, K, bu tümceyi sözcelemekle, haber verme edimsözünü yöneten

"Ancak ve ancak, D P olduğunu bilmiyorsa, K da D'nin P olduğunu bilmediğini biliyorsa; ya da D, P olduğunu biliyor, ama K D'nin P olduğunu bilmediğini varsayıyorsa, K D'ye P olduğunu haber verebilir"

kuralını uyguladığını da bildirmiş olur.

(4)  D, bu tümceyi sözceleyen K'ya, söz gelişi, "Demek, Mehmet'in kita-
s. 78
bının sıranın gözünde olduğuna inanıyorsun" demekte haklıdır; ama K, buna, "İnandığımı nereden çıkarıyorsun!" diye karşı çıkmakta haksızdır. Çünkü, bu tümceyi sözceleyerek, D'ye, Mehmet'in kitabının sıranın gözünde olduğunu haber veren kişi,

"P olduğunu haber vermek gibi bildirim türünde bir edimsöz ediminde bulunan K, bu edimde bulunarak ancak ve ancak P içerikli bir inancını dışavurabilir"

biçimindeki dışavurma kuralını yerine getirdiğini de söylemiş olur.
 
 

VI
Anlam dilsel bir anlatımın belli bir iletişim ortamında taşıdığı açık ve örtük dilsel iletilerden başka birşey olmadığına, iletişim ortamlarında böyle iletilerde bulunmak için kullanılan en küçük dilsel birim tümce olduğuna, K'nın T gibi bir tümceyle İ açık dilsel iletisi ile i1, i2, i3, ... in örtük dilsel iletilerini vermesini, D'nin de K'nın sözcelediği T tümcesinden bu dilsel iletileri almasını sağlayan şey, K ile D'nin, bir tümce sözcelenerek yerine getirilebilecek edimlere ve bu edimleri yöneten kurallara ilişkin bilgisi olduğuna  göre, anlam sorununu çözmek için yanıtlanması gereken temel soru, K'nın belli bir iletişim ortamında, T gibi bir tümce sözceleyerek İ ve i1, i2, i3, ... in dilsel iletilerinde bulunmasını olanaklı kılan; D'nin de o iletişim ortamında, K'nın sözcelediği T tümcesinin ardındaki İ ve i1, i2, i3, ... in dilsel iletilerine ulaşmak için hesaba katması gereken dil edimleri ve onları yöneten kuralların neler olduğu sorusudur.
 
 
s. 79
NOTLAR:
1- Bu çalışma "Anlam Sorunu ve John R. Searle'in Çözümü" (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1994) başlıklı doktora tezinin Giriş bölümünün X-XIII paragraflarının geliştirilip genişletilmiş bir biçimidir.
2- "Anlam Sorununun Sınırları", Felsefe Tartışmaları, sayı 19 (Nisan, 1996), 97-109.
3- Dilsel ileti, dildışı ileti ve dilötesi ileti ayrımı ile açık dilsel ileti ve örtük dilsel ileti ayrımı için bkz.: "Anlam Sorununun Sınırları", IV-V.
4- How to Do Things with the Words (Oxford/New York: Oxford University Press, 1984. İlk baskı: 1962).
5- Speech Acts (Cambridge: Cambridge University Press, 1974. İlk baskı: 1969).
6- Speech Acts, s. 24.
7- Speech Acts, s. 24.
8- Bkz.: How to Do Things with Words, s.98 vd.; Speech Acts, s. 22 vd.
9- Bu, Austin ile Searle'in sözünü etmediği bir edimdir. Bununla birlikte, Searle'in yönelmişlik sorununu ele aldığı araştırmasından (Intentionality, Cambridge: Cambridge University Press, 1990. İlk baskı: 1983)) yola çıkarak, sözceleme, önerme ve edimsöz edimleri dışında bir de bir dışavurma ediminden söz etmenin yerinde olacağına inanıyorum. Bunu ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak tartışacağım.
10- Speech Acts, s. 24.
11- Bir tümce aracılığıyla örtük olarak dışavurulan belli duygularla, aynı şekilde bir tümce aracılığıya yerine getirilen belli edimsöz edimleri arasında zorunlu bir bağlantı vardır: Belli edimsöz edimleriyle, ancak ve ancak, belli duygular dışavurulabilir. Örneğin, bildirimde bulunmak ve benzeri edimsöz edimleri (söz gelişi: tahminde bulunmak, tanıklık etmek, iddia etmek...) ile, ancak ve ancak, bir inanç dışavurulabilir; rica etmek ve benzeri edimsöz edimleriyle (söz gelişi: emretmek, buyurmak, yalvarmak...) ile, ancak ve ancak, bir istek ya da bir arzu dışavurulabilir; söz vermek ve benzeri edimsöz edimleriyle (söz gelişi: yapmağa yemin etmek, yapmağı reddetmek, güvence vermek...) ile, ancak ve ancak, bir niyet dışavurulabilir.
     Bütün bu durumlarda K, resmettiği olgu ya da durumla ilgili olarak duyduğu duyguyu dolaylı bir biçimde (ya da örtük olarak) dışavurur. Ancak, kimi zaman duyguların dolaysızca, açık açık dışavurulduğu da olur. Searle'in dışavurucular (expressives) başlığı altında topladığı [Bkz.: "A Taxonomy of Illocutionary Acts". Expression and Meaning, (Cambridge: Cambridge University Press, 1989)] edimsöz edimlerinde durum budur. Örneğin,
     "Kitabının masanın üzerinde olduğuna inanıyorum"
diyen K, D'nin kitabının masanın üzerinde olduğu içerikli inancını açak açık, dolaysızca dışavurur. Tıpkı bunun gibi,
     "Seni seviyorum"
diyen K, D'ye duyduğu sevgiyi;
     "Geldiğin için teşekkürederim"
diyen K, D geldiği için ona duyduğu şükran duygusunu;
     "Gitmene üzüldüm"
diyen K, D gittiği için duyduğu üzüntüyü, dolaysızca dışavurur. [Bkz.: Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic (Cambridge: Cambridge University Press, 1989), s. 18-19.]
12- Bu ayrım, anlamın bir iletişim ortamını gerekli kılmasının getirdiği bir ayrımdır. Sözceleme edimini, belli bir dilde bir tümce söylemek (sözcelemek değil !) olarak tanımlamak, dilsel anlatımların iletişim ortamı dışında bir anlam taşıdıklarını kabul etmek demektir ki bu, anlamın iletişimi (bir iletide bulunma niyetini) gerektirdiği kabulüyle çelişir.
13- Searle, Speech Acts, s. 24.
14- Austin, How to Do Things with Words, s.101 vd.; Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic, s. 11-12.
15- Austin, How to Do Things with Words, s. 113-115, 121-122; Searle-Vanderveken, Foundations of Illocutionary Logic, s. 12.
16- Bkz.: Yukarıda, dipnot 11.
 ---------------------------------------------------------------------------
 

ANLAM SORUNUNUN SINIRLARI 

(Felsefe Tartışmaları, 19. Kitap (Nisan 1996), s. 97-109)

s. 97
Anlam Sorunu çok yönlü bir sorundur. Sorun üzerine şöyle bir düşünmek bile, bu çok yönlülüğü görmek için yeterlidir: Anlam, her zaman bir şeyin anlamıdır. Peki, bu şey nedir? Çeşitli şeylerin anlamından söz edilebilir. Anlam sorunu bu şeylerin hangisi ya da hangileriyle ilgili bir sorundur? Anlam sorununun dilsel anlatımların anlamı ile ilgili bir sorun olduğunu kabul edelim. Bu durumda, sorunun çözümünde hangi dilsel öge temele alınmalıdır? Sözcük mü, tümce mi, yoksa başka bir dilsel öge mi? Temele alınması gereken hangisi ise, o dilsel ögenin taşıdığı anlamı taşımasını sağlayan nedir? Bu, sözcük ise, aynı sözcük iki farklı durumda iki farklı anlama gelebilmektedir. Bu, sözcük değil tümce ise, aynı şekilde, bir tümce iki farklı durumda iki farklı anlam taşıyabilmektedir. Öyleyse, bir sözcük ya da bir tümcenin bir bağlamda belli bir anlama, başka bir bağlamda başka bir anlama gelmesini sağlayan nedir? Bir tümcenin belli bir bağlamda taşıdığı anlam ile o tümceyi o bağlamda söyleyen kişinin, o tümce aracılığıyla karşısındaki kişi ya da kişilere iletmeğe çalıştığı içerik arasında bir ilişki kurulabilir mi? Kurulabilir ise, bu ilişki nedir?

Sorular daha da çoğaltılabilir. Bu yazıda benim amacım, sorunun çözümünü aramak değil; bundan önce yapılması gereken, ama çoğu zaman gözardı edilen bir şeyi yapmak, diyeceğim, sorunun sınırlarını çizmek. Aşağıda bunu yapmağa çalışırken şu temel soruların yanıtını arayacağım: Dilsel anlatımların olduğu kadar nesnelerin, olgu ya da durumların anlamından da söz edilir. Anlam sorunu bunların hangisiyle ilgilidir? Anlatmak ile iletmek, anlam ile ileti arasındaki bağ nedir? Sorunun çözümünde temele alınması gereken temel anlamlı birim hangisidir?
 
 

I.    Anlam bir nesnenin, bir olgu ya da durumun değil, dilsel bir anlatımın anlamıdır. Kuşkusuz, günlük dilde sözcük, tümce, trafik işareti gibi, doğal ya da yapma bir göstergeler dizgesinin parçası olan dilsel anlatımların olduğu kadar, nesnelerin ve olgu ya da durumların anlamından da söz edilir. Örneğin, insan için suyun anlamının büyük olduğu; cinayet silahı üzerindeki parmak izlerinin anlamının çok açık olduğu söylenir. Ancak, 'anlam' sözcüğünün bu üç ayrı kullanımında üç ayrı şeyden söz edilmektedir.

(1) İnsan için suyun anlamının büyük olduğu söylendiğinde söz konusu olan, bir şeyin bir başka şey için önemidir, değeridir.
(2) Parmak izleri örneğinde ise bir olgu ya da durumun başka bir  olgu ya da durumun çok açık bir belirtisi olduğu söylenmektedir.
(3) Buna karşılık sözcüklerin, tümcelerin, trafik işaretlerinin anlamından söz edildiğinde, bu dilsel anlatımların taşıdıkları içerik söz konusu  edilmektedir.
Anlam sorunu, sözcüğün işte bu üçüncü kullanımı ile sınırlı bir sorundur.
 
 

s. 98
II.   Anlam dilsel bir anlatımın iletişim ortamında taşıdığı içeriktir. Anlamdan söz etmek için ortada dilsel bir anlatımın olması gereklidir, ama yeterli değildir. Biri konuşan, öteki dinleyen2 olmak üzere en az iki kişinin3 bulunmadığı, bulunduğunun varsayılmadığı; K'nın dilsel anlatımı D'ye belli bir iletide bulunmak için kullanmadığı, ya da kullandığının varsayılmadığı bir ortamda anlamdan söz edilemez. Anlam bir iletişim ortamını varsayar. Bunun için, Örneğin,4 arabayla giderken karşımıza çıkan kırmızı ışık, birinin (şehrin trafiğini düzenleyen otoritenin, yani K'nın) başka birilerine (sürücülere, yani D'lere) belli bir iletide bulunmak için yaktığı bir ışık değilse, bir anlam taşımaz. Bu ışığı gören sürücüler de bunu varsaymadıkça onda bir anlam aramaz.

 Aynı şekilde, söz gelişi, kaya üzerinde gördüğü çizgilerin anlamını araştıran kişinin bu çabasının altında da aynı varsayımlar yatar. Söz konusu çizgilerin, diyelim, bir avcının bıçağını bilerken kayada  bıraktığı izler olduğunu saptadığında, onlarda bir anlam aramaktan vazgeçer. Bilinen bir dilde bir sözcüğe, bir tümceye tıpatıp benziyor olması bile, böyle bir durumda, bu çizgilerde bir anlam aramanın gerekçesi olamaz. Hatta, örneğin,

 Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da  mı  saklasak
sözlerinin bile, bir soru olarak sorulmadığı sürece, herhangi bir anlam taşıdığını söyleyemeyiz. Soru olarak sorulduğu durumları bir yana bırakacak olursak, bu bir tekerlemedir; tekerlemeler ise K'nın D'ye belli bir iletide bulunmak için ürettiği tümceler değildir; aynı ya da benzer sesleri birbiri peşi sıra, dil sürçmeden ağızdan çıkarma ustalığı isteyen ses zincirleridir.
 
 
 

III.   Anlam, kendisini taşıyan dilsel anlatımın (1) belli bir dile ait olmasını, (2) o dilin uylaşımlarına uygun bir biçimde kullanılmasını gerekli kılar. Daha açık bir deyişle, dilsel anlatım

(1) doğal ya da yapma belli bir dilin sözlüğünde yer alan öge ya da ögelerden oluşmalıdır;
(2) söz konusu dilin dizimbilgisine, anlambilgisine ve kullanımbilgisine aykırı olmamalıdır.
Dolayısıyla, arabayla giderken karşımıza çıkan ışık,
(1) şehrin trafiğini düzenleyen otorite tarafından sürücülere belli bir iletide bulunmak için yakılmış bir ışık olsa bile, ışığın rengi kırmızı değil, diyelim,  mavi ise, ne bir anlam taşır, ne de bu ışıkla sürücülere bir iletide bulunulabilir. Çünkü mavi, trafik ışıkları dilinin renk sözlüğünde olmayan bir renktir.

(2a) Işık, rengi kırmızı, ama, diyelim, sürekli yanıyorsa, hiçbir anlam taşımadığı gibi, bu biçimde yanan bir kırmızı ışıkla sürücülere herhangi bir iletide de bulunulamaz. Çünkü, trafik ışıkları dilinin dizimbilgisi, sürücülere bir iletide bulunulabilmesi için, ışığın ancak iki biçimde yakılmasına izin verir: (i) trafiğin yoğun olmadığı saatlerde çok kısa aralıklarla yakılıp söndürülmesine, (ii) bunun dışındaki saatlerde bir-iki dakika gibi bir zaman dilimi içerisinde yakılmasına.

s. 99
(2b) Işığın rengi kırmızı ve bilinen zaman dilimi içerisinde yanık kalıyor, ama, diyelim, yolun kavşak ya da yaya geçidi bulunmayan bir noktasında yanıyorsa, yine bir anlam taşımaz; yine böyle bir ışıkla sürücülere bir iletide bulunulamaz. Çünkü, bu kez, trafik ışıkları dilinin anlambilgisine aykırı bir durum söz konusudur: Bu dilin anlambilgisi, trafik ışıklarının ancak ve ancak yolun kavşak ya da yaya geçidi bulunan bir noktasında yakılmasına izin verir.

(2c) Trafikte kırmızı ışıkla sürücülere belli bir iletide bulunulabilir: Dur! Daha açık bir deyişle, ancak ve ancak durulması komutu verilebilir; söz gelişi, durulması ricasında bulunulamaz. Çünkü trafik ışıklarının kullanımbilgisi kırmızı ile yeşil ışıkların yalnızca bir komut olarak, sarı ışığın ise  yalnızca bir uyarı olarak kullanılmasına izin verir.


Kaya üzerindeki çizgiler örneğinde de durum budur. Bu çizgilerin biri tarafından başka biri ya da birilerine belli bir iletide bulunmak için yazılmış olması yeterli değildir. Anlam taşıyor olması, onun  (1) belli bir dilin sözlüğünde yer alan öge ya da ögelerden oluşuyor olmasını, (2) o dilin dizimbilgisine, anlambilgisine ve kullanımbilgisine uygun olmasını gerektirir. Örneğin,

(1)      kaya üzerinde

            saskılım bulurcak

yazısını okuduğumuzu düşünelim. Doğal ya da yapma hiçbir dilin sözlüğünde yer almayan ögelerden oluştuğu için, bunun herhangi bir anlam taşıması olanaklı değildir.

(2a)    Kaya üzerinde

Saksı isem yulaf
yazdığını düşünelim. Türkçenin sözlüğünde yer alan dilsel ögelerden oluşan bu yazının da bir anlam taşıdığı söylenemez. Çünkü, bu ögelerin dizilişi kullanılan dilin, yani Türkçenin dizimbilgisine bütünüyle aykırıdır.

 Aynı şekilde, kaya üzerinde okuduğumuz

Saksı bulunurum
yazısı da bir anlam taşımayacaktır. Çünkü Türkçenin dizimbilgisi, öznesi üçüncü tekil kişi olan bir tümcenin yükleminin çekiminin birinci tekil kişi olmasına izin vermez; yüklemin çekimi de üçüncü tekil kişi olmalıdır.
 

Bu noktada, söz gelişi, kayanın yanıbaşında gördüğümüz çömlekçi işliğini de hesaba katarak bu yazıyla işlikte saksı bulunduğu iletisinde bulunmak istendiği, dolayısıyla kaya üzerindeki yazının bir anlam taşıdığı ileri sürülebilir. Elbette, bağlamdan yola çıkarak, kullanılan dilin dizimbilgisine aykırı bir anlatımla iletilmek istenenin ne olduğunu çıkarmak olanaklıdır. Ama burada unutulmaması gereken şey, böyle durumlarda, dizimbilgisine aykırı bir anlatımla iletilmek istenenin ne olduğunu çıkarabilmenin, anlatımın doğrusunun bulunabilmesine bağlı olduğudur. Anlatımın taşıdığı düşünülen anlam, işte, o doğru anlatımın  anlamıdır.

(2b)      Kaya üzerinde

 Saksı kazılır
yazdığını düşünelim. Bu da bir anlam taşımaz. Çünkü Türkçenin anlambilgisine göre 'saksı' sözcüğünün adlandırdığı nesnelere 'kazılmak' anlatımı yüklenemez.
 

Kuşkusuz, yukarıda dile getirilebileceğini belirttiğim itiraz burada da yapılabilir: Kayanın yanıbaşındaki  çömlekçi dikkate alınarak bu anlatımla, söz gelişi, işlikte saksı da yapıldığı iletisinde bulunulmak istendiği, dolayısıyla bu anlatımın anlamsız olmadığı, bir anlam taşıdığı ileri sürülebilir. Ne var ki, bu itiraz da, yukarıda belirtilen nedenlerle, ge-
s. 100
çerli olamaz: Bağlam kullanılan aykırı anlatımın doğrusunu çıkarabilmemize elverdiği ölçüde 'Saksı kazılır' ile verilmek istenen iletinin ne olduğunu çıkarabiliriz. 'Saksı kazılır'ın taşıdığını düşündüğümüz anlam, işte, o doğru anlatımın anlamıdır.

(2c)      Kaya üzerinde

 Saksı bulunur


yazdığını ve bunu kayanın üzerine yazan çömlekçinin, bununla, söz gelişi, gelip geçenden kendilerinde saksı bulunup bulunmadığını sormak istediğini düşünelim. Bu olanaksızdır. Çünkü Türkçenin kullanımbilgisi buna izin vermemektedir. Türkçenin kullanımbilgisine göre, bu tümceyle saksı bulunduğu duyurulabilir, bildirilebilir; ama saksı bulunup bulunmadığı sorulamaz.
 

IV.   Anlam, K'nın bir iletişim ortamında dilsel anlatımlar aracılığıyla D'ye iletmek istediği, belli koşullar yerine geldiğinde de iletmekte başarılı olduğu dilsel iletidir. Bu iletiyi, K'nın iletişim ortamında (1) dildışı anlatımlar aracılığıyla D'ye iletmek isteyip ilettiği dildışı iletiyle, (2) dilsel anlatımlar aracılığıyla D'ye iletmek isteyip ilettiği dilötesi iletiyle karıştırmamak gerekir. Bu üç tür iletiyi örneklendirmek gerekirse:

 
(0.1) K'nın, D'ye, "Yağmur yağıyor" diyerek ilettiği yağmur yağdığı iletisi dilsel bir iletidir.

(1.1) Ormanda avlanırlarken D'den uzaklaşıp yolunu kaybeden K'nın, silahını  ateşleyerek D'ye ilettiği o anda silahın ateşlendiği noktada bulunduğu  iletisi dildışı bir iletidir.

(2.1)Arabayla giderlerken, D'nin daha hızlı gitme önerisi karşısında, K'nın, "Yağmur yağıyor" diyerek D'ye ilettiği daha hızlı gitmenin uygun olmadığı iletisi;
(2.2) K'nın "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" diyerek D'ye ilettiği kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisi;
(2.3) Kardeşini hiç sevmeyen K'nın, "Seni kardeşim kadar seviyorum" diyerek D'ye ilettiği kendisini hiç sevmediği iletisi birer dilötesi iletidir.


Dilsel iletiyi dilsel ileti yapan şey,  ileti ile o iletide bulunmak için kullanılan anlatım arasındaki bağın nedensiz olmasıdır. Örneğimize dönecek olursak, K'nın

Yağmur yağıyor
diyerek D'ye yağmur yağdığı iletisinde bulunması durumunda, K'nın ağzından çıkan y-a-ğ-m-u-r-y-a-ğ-ı-y-o-r sesleri ile yağmur yağdığı iletisi arasında ne bir neden-etki ne de bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak olanaklıdır.  Anlatım ile ileti arasındaki bağ bütünüyle uylaşımsaldır, saymacadır. Aynı iletinin farklı dilsel anlatımlar aracılığıyla, örneğin
 Yağmur yağıyor
 It is raining
 Es regnet
 Il pleut
anlatımları aracılığıyla verilebilmesi bunun en açık kanıtıdır.
 

Dildışı ileti ile dilötesi iletiye gelince, bunlar ile bu iletilerde bulunmak için kullanılan (dildışı ya da dilsel) anlatımlar arasındaki bağ, dilsel ileti ile dilsel anlatım arasındaki
s. 101
bağdan farklı olarak, nedenlidir. İletinin dildışı olduğu silah sesi örneğinde, silahı ateşleyenin silahı ateşlendiği noktada bulunduğu iletisi ile silah sesi arasındaki ilişkinin nedenli olduğu açıktır:

Silah sesi
Silah sesi bir silahın ateşlenmesini gerektirir
Silahın ateşlenmesi için onu ateşleyen birinin olması gerekir.
______________
Demek, silahı ateşleyen kişi silahı ateşlendiği noktada.
Ancak, burada bir noktanın gözden kaçırılmaması gerekir: K ile D, önceden, av sırasında ormanda ayrı düşüp birbirlerini kaybetmeleri durumunda silahlarını ateşleyerek birbirlerine bulundukları yeri bildirme konusunda anlaşırlarsa, K da bu anlaşmanın sonucu olarak silahını ateşlerse, silah sesi dildışı değil, dilsel bir anlatım; dolayısıyla, onun aracılığıyla verilen ileti de dildışı değil, dilsel bir ileti olur.
 

Silah sesi örneğinden farklı olarak, dilsel anlatımların kullanıldığı  2.1-2.3 örneklerinde ise K'nın D'ye vermek istediği iletiler ile onları D'ye vermek için kullandığı anlatımlar (tümceler) arasındaki ilişkinin uylaşımsal olduğunu söyleyebilmemiz için şu soruya olumlu yanıt vermemiz gerekir: "İletişimde kullanılan dili, Türkçeyi bilmek iletişim dilinin sözlüğü ile uylaşımlarını bilmek K'nın söz konusu iletilerde bulunması, D'nin de bu iletileri alması, yani iletişimin başarılı olması için yeterli midir?"
 

Soruya verilecek yanıt olumlu olamaz. Bu üç örnekte de iletişimin başarılı olması, kullanılan tümcelerin dile getirdiği olgu ya da durumlar ile verilmek istenen iletilerin karşılık geldiği olgu ya da durumlar arasındaki nedensel ilişkinin bilinmesine bağlıdır. K bu ilişkiyi bildiği, D'nin de bildiğini varsaydığı içindir ki, söz konusu tümceler aracılığıyla söz konusu iletilerde bulunmağa çalışır; D bu ilişkiyi eğer biliyorsa söz konusu tümceler aracılığıyla söz konusu iletileri alır.
 

İletilmek istenen ister dildışı, ister dilötesi olsun, bütün bu iletişim örneklerinde K'nın D'den beklediği belli birşey vardır: Dünyaya5 ilişkin olarak D'nin sahip olduğunu varsaydığı belli bir bilgiyi, ya da bir dizi bilgiyi, kendisinin (K'nın) anlatım olarak kullandığı şey (silah sesi, tümceler) ile birlikte öncül diye alması ve bir çıkarımda bulunarak  söz konusu iletilere ulaşması. Örneğin:

(1)     Silah sesi bir silahın ateşlenmesini gerekli kılar
          Silahın ateşlenmesi için (normal koşullarda) onu ateşleyen
          birinin  olması gerekir.
          Silah sesi
          K'nın yanında silah var
          Duyulan silah sesi, K'nın ateşlediği silahtan geliyor
          __________________
          Demek, K silah sesinin geldiği yerde bulunuyor.
(2.1)  Yağmur yağdığında hızlı gitmek uygun değildir.
           Yağmur yağıyor
           ________________
s. 102
           Demek, hızlı gitmek uygun değil.
 

(2.2)  İhtiyacı olan herkese yardım etmek, insanı iyi bir insan kılar.
           K'nın kardeşi ihtiyacı olan herkese yardım eder
           ______________
           Demek, K'nın kardeşi iyi bir insan
 

(2.3)  K kardeşini hiç sevmiyor.
           K D'yi kardeşi kadar seviyor.
           ______________
           Demek, K D'yi hiç sevmiyor.


Burada son olarak iki noktanın daha belirtilmesi gerekir. Birincisi, dildışı bir anlatım aracılığıyla ancak ve ancak dildışı bir iletide bulunulabilir. Yani, silah sesi gibi dildışı bir anlatım aracılığıyla K, ancak ve ancak, dünyaya ilişkin bir ya da bir dizi bilgi üzerinden bir iletide bulunabilir; D de, ancak ve ancak, bu bilgi ya da bilgiler üzerinden söz konusu iletiyi alabilir. İkincisi, dilötesi bir ileti dilsel bir iletiyi, yani ancak ve ancak iletişim diline ilişkin bilgi aracılığıyla K'nın iletebildiği, D'nin de alabildiği bir iletiyi gerekli kılar. Bunun için, 2.1-2.3 örneklerinde olduğu gibi, dilsel bir anlatım kullanarak dilötesi bir iletide bulunan kişi, kullandığı dilsel anlatım aracılığıyla dilsel bir iletide de bulunmuş olur. Örneğin:

(2.1) Daha hızlı gitme önerisi karşısında "Yağmur yağıyor" diyerek, hızlı gitmenin uygun olmadığı iletisinde bulunan kişi, aynı anlatım  aracılığıyla yağmur yağdığı yollu dilsel bir iletide de bulunmuş olur.

(2.2) "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" diyerek kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisinde bulunan kişi, aynı anlatım aracılığıyla kardeşinin  ihtiyacı olan herkese yardım ettiği yollu dilsel bir iletide de bulunmuş olur.

(2.3) "Seni kardeşim kadar seviyorum" diyerek, kardeşini hiç sevmediği bilindiği için, D'yi hiç sevmediği iletisinde bulunabilen kişi, aynı anlatım aracılığıyla D'yi kardeşi kadar sevdiği yollu dilsel bir iletide de bulunmuş olur.


K'nın, söz konusu dilötesi iletilerde bulunabilmesi, öncelikle söz konusu dilsel iletileri verebilmesine bağlıdır. Herhangi bir nedenle bu dilsel iletilerde bulunamamak, bu dilötesi iletilerin verilmesini önler. Çünkü dilsel iletiler, yukarıda da belirtildiği gibi, D'ye kendisinden beklenen çıkarımın öncüllerinden birini vermektedir.
 
 
 

V.    Dilötesi iletiyi, K'nın sözcelediği6 dilsel anlatımlar aracılığıyla D'ye örtük bir biçimde ilettiği dilsel iletilerle karıştırmamak gerekir. Örtük dilsel iletiler, K'nın, kullandığı tümceyle açık bir biçimde iletmemekle birlikte, o tümceyle mantıksal olarak iletmesi zorunlu dilsel iletilerdir. Örneğin,

s. 103
Kedimin üç yavrusu oldu
diyen K, örtük olarak,
Bir kedisi olduğu
iletilerinde de bulunmuş olur. Aynı şekilde,
Kedinin kaç yavrusu oldu?
diye soran K, örtük olarak,
D'nin bir kedisi olduğu
D'nin kedisinin kaç yavru doğurduğunu bilmediği
D'nin, kedisinin kaç yavru doğurduğunu bildiği
D'nin, kendisine kedisinin kaç yavru doğurduğunu söyleyebilecek durumda  olduğu
iletilerinde de bulunmuş olur. Dolayısıyla, dilsel ileti, K'nın sözcelediği T tümcesi aracılığıyla dolaysız olarak bulunduğu, İ iletisi diyebileceğimiz açık dilsel iletinin yanı sıra, K'nın aynı T tümcesi aracılığıyla dolaylı olarak bulunduğu, i1, i2, i3 ... in iletileri diyebileceğimiz örtük dilsel iletileri de içeren bir dizi ileti olarak düşünülmelidir.
 
 

VI.   K, D'ye belli bir dilsel iletide bulunmak için biri sözel öteki sözdışı olma üzere iki tür dilsel anlatımdan yararlanır. Sözel-dilsel anlatımlar, belli bir doğal dilin sözlüğünde yer alan ögelerden yararlanılarak, o dilin dizimbilgisine, anlambilgisine ve kullanımbilgisine uygun olarak üretilen anlatımlardır. İletişimde en yaygın biçimde kullanılan dilsel anlatım türü, budur. Sözel olanlar kadar olmasa bile, yine çok sık kullanılan sözdışı-dilsel anlatımlara gelince, bunlar iki türlüdür:

(1)  Zorunlu olmamakla birlikte, genellikle sözel-dilsel anlatımlarla birlikte  kullanılan ve belli bir doğal dilin parçası olan jestler ile mimikler.
Bunlar sözel-dilsel anlatımlarla birlikte kullanıldıklarında, çoğu kez, birlikte kullanıldıkları anlatımlarla bulunulmak istenen dilsel iletinin  gücünü arttırmak ya da azaltmak için kullanılırlar. Örneğin, birşeyin güzel bulunup bulunmadığı sorusuna dudak bükülerek verilen "Güzel" yanıtı, o şeyin aslında pek de güzel bulunmadığı dilsel iletisini taşır. Ancak, bu tür sözdışı-dilsel anlatımlar, zaman zaman, birlikte kullanıldıkları anlatımın taşıdığı dilsel iletinin tam tersini vermek için de kullanılırlar.  Örneğin, "Vereyim mi?" sorusuna kaşlar kaldırılarak verilen "Ver" yanıtı ile asıl iletilmek istenen verme'dir
 

Doğal bir dilin parçası olarak karşımıza çıkan bu sözdışı-dilsel anlatımların, iletişim sırasında tek başına kullanıldıkları da olur. Böyle kullanıldıklarında ise,  bir sözel-dilsel anlatımla birlikte kullanıldıklarında bulunulmak istenen iletiyi verirler. Örneğin, "Güzel mi?" sorusuna karşılık dudak bükme davranışında bulunan kişinin vermek istediği dilsel ileti, güzel olup olmadığı sorulan şeyin aslında pek de güzel bulunmadığı; "Vereyim mi?" sorusuna karşılık kaşlarını kaldıran kişinin vermek istediği dilsel ileti ise, verilip ve-
s. 104
rilmemesi sorulan şeyin verilmemesi'dir.
 

(2)  Sözel-dilsel bir anlatımla birlikte kullanılmayıp tek başına kullanılan  ve yapay bir dilin  parçası olarak karşımıza çıkan görsel, işitsel ya da  dokunma duyusuna hitap eden göstergeler. Örneğin trafik ışıkları ve  işaretleri, mantıkta kullanılan V, ¬ gibi simgeler bu türe girer.


İletişim sırasında K'nın D'ye belli bir iletide bulunmak için kullandığı dilsel anlatımlara bir de şifreli dilsel anlatımları ekleyebiliriz. Bunlar da sözel ya da sözdışı olabilirler. Saklambaç oyununda saklananlara çık ile çıkma iletilerinde bulunmak için kullanılan 'elma' ile 'armut' sözleri sözel-şifreli dilsel anlatımlara; soyguna gözcülük eden kişinin diğerlerine tehlikeyi haber vermek için, daha önceki anlaşmaları uyarınca çaldığı ıslık da sözdışı-şifreli dilsel anlatımlara örnek gösterilebilir. Bu tür dilsel anlatımları diğerlerinden ayıran şey, bunların ait olduğu dillerin sayıca çok sınırlı birey tarafından bilinen özel diller olmasıdır. Böyle durumlarda özel bir dilin kullanılmasındaki amaç, verilmek istenen iletiyi istenmeyen kişilerden gizlemektir.
 

Hangi türden olursa olsun, K'nın D'ye belli bir dilsel iletide bulunmak için kullandığı dilsel anlatım ile bunlar aracılığıyla verilmek istenen dilsel ileti (anlam) arasında uylaşımsal bir ilişki, yani kullanılan dilin sözlüğü ile dizimbilgisinin, anlambilgisinin ve kullanımbilgisinin belirlediği bir ilişki vardır. Başka bir deyişle, bunlar arasındaki ilişki nedenli değildir, nedensizdir. Verilmek istenen iletinin başarılı bir biçimde verilmesi, K'nın bu uylaşımsal ilişkiyi bilip doğru bir biçimde kullanmasına, D'nin de bu uylaşımsal ilişkiyi bilip doğru bir biçimde kurmasına bağlıdır. Bunlardan birinin gerçekleşmemesi iletişimin başarısız olmasına yol açar.
 
 

VII.   K'nın dilsel bir anlatım aracılığıyla D'ye belli bir dilsel iletide bulunabilmesi için yerine gelmesi gereken iki koşul vardır:

(1)  K, vermek istediği dilsel iletiyi vermek üzere kullandığı  dilsel  anlatımı üretebilecek, D de bu anlatımı algılayabilecek güçte ve  yetenekte olmalıdır. (Buna maddî koşul diyeceğim.)
Örneğin,
Kitap masanın üzerinde
gibi sözel-dilsel bir anlatım aracılığıyla kitabın masanın üzerinde olduğu iletisinde bulunmak, dilsiz olmayan bir K ile sağır olmayan bir D'nin varlığını gerekli kılar. Bunun gibi,  kaşların kaldırılması gibi sözdışı-dilsel bir anlatım aracılığıyla, diyelim, oyuncağın çocuğa verilmemesi iletisinde bulunmak, örneğin yüz felci  illetine tutulmamış bir K ile gözleri kör olmayan bir D'nin varlığını gerektirir.
 
(2)  K kullanılan iletişim dilini, yani o dilin sözlüğünü,  dizimbilgisini,  anlambiligisini ve kullanımbilgisini biliyor olmalıdır; sözcelediği dilsel  anlatımları da  bunlara
s. 105
uygun bir biçimde sözcelemelidir. D'ye gelince,  onun da bu dili biliyor olması ve  K'nın kullandığı dilsel anlatımla  ilgisinde bu bilgisini doğru kullanması gerekir. (Buna da dilsel koşul  diyeceğim.) Yoksa iletişim başarısız olur.
Örneğin, sıkça karşılaştığımız bir durumu alalım: Simitçi simitin yanısıra poğaça da satıyor. Bunu müşterilerine duyurmak için camekanına bir yazı asıyor:
Boça bulunur.
Türkçenin sözlüğünde 'boça' diye bir sözcük olmaması nedeniyle, simitçinin vermek istediği iletiyi poğaça bulunduğu iletisini müşterilerine bu anlatım aracılığıyla vermesi, müşterilerin de bu anlatım aracılığıyla  söz konusu iletiyi alması olanaksızdır. Kuşkusuz, böyle durumlarda, çoğu kez, simitçinin Türkçeyi (Türkçenin sözlüğünü) iyi bilmediğini, bunun için 'poğaça' yerine yanlış olarak 'boça' yazdığını kestirip iletiyi alırız. Ancak, bu  durum bizi yanıltmamalıdır. Yukarıda çömlekçi örneğinde belirtildiği gibi, aldığımız ileti Türkçenin sözlüğüne aykırı olarak üretilen bu anlatımdan değil, kestirdiğimiz doğru anlatımdan aldığımız bir iletidir. Aynı şekilde, Türkçenin dizimbilgisine, anlambilgisine, ya da kullanımbilgisine aykırı anlatımlar aracılığıyla belli iletileri verme çabaları da dilsel koşulun yerine gelmemiş olması nedeniyle başarısız kalacaktır.

 Dilsel koşul, maddi koşulun yerine gelmiş olmasını gerektirir. Maddi koşul yerine gelmezse dilsel koşulun yerine gelmesi beklenemez. Örneğin, Türkçeyi ne kadar iyi bilirse bilsin gözleri görmeyen birine, simitçinin, tezgahına astığı

Poğaça bulunur
yazısıyla herhangi bir iletide bulunması olanaksızdır.
 

Verilmek istenen dildışı ya da dilötesi bir ileti olduğunda, maddi koşul ile dilsel koşulun yanında aranması gereken üçüncü bir koşul daha vardır: ortak dağarcık koşulu. Yani, dildışı iletilerle dilötesi iletilerin başarıyla iletilebilmesi, K ile D'nin, kullanılan anlatımın karşılık geldiği olgu ya da durum ile iletinin karşılık geldiği olgu ya da durum arasındaki nedensel ilişkinin bilgisini içeren ortak bir dağarcığa  sahip olmaları koşuluna bağlıdır. Örneğin,

(1.1)   Silah sesi ile silahı ateşleyenin silahı ateşlediği noktada bulunduğunun  iletilebilmesi (dildışı bir ileti) için,
 i) duyulan sesin ancak ve ancak bir silahtan çıkabileceği
 ii) silahın ateşlenmesi için onu ateşleyen birinin olması gerektiği
bilgilerinin;
(2.1)  "Yağmur yağıyor" sözcelemiyle7hızlı gitmenin uygun olmadığının  iletilebilmesi  (dilötesi bir ileti) için,
 i) yağmur yağdığında hızlı gitmenin uygun olmadığı
bilgisinin;
s. 106
(2.2)  "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" sözcelemiyle K'nın  kardeşinin iyi bir insan olduğunun iletilebilmesi (dilötesi bir ileti) için,
 i) İhtiyacı olan herkese yardım etmenin, insanı iyi bir insan kıldığı
bilgisinin;
(2.3)  "Seni kardeşim kadar seviyorum" sözcelemiyle K'nın D'yi  hiç  sevmediğinin iletilebilmesi (dilötesi bir ileti) için ise,
 i) K'nın kardeşini hiç sevmediği


bilgisinin, K ile D'nin ortak bilgi dağarcığında bulunması gerekir. Bu bilgiler K'nın  bilgi dağarcığında bulunmasaydı ve K bunların D'nin bilgi dağarcığında da bulunduğunu varsaymasaydı, K vermek istediği bu iletileri söz konusu tümceler aracılığıyla vermeğe kalkışmazdı. K'nın  bilgi dağarcığında yer alan bilgiler yanlış olsaydı, bu yanlış bilgiler D'nin bilgi dağarcığında da yer almadıkça,  K kullandığı bu tümceler aracılığıyla söz konusu iletilerde bulunamazdı. K'nın  bilgi dağarcığındaki doğru bilgiler D'ninkinde de yer almasaydı iletişim yine başarısız olurdu.
 

Silah sesi örneğinde olduğu gibi dildışı bir anlatım aracılığıyla dildışı bir iletide bulunmak söz konusu olduğunda, maddi koşul dışında bir de dilsel koşul aranmaz. Çünkü anlatım ile ileti arasında  dilsel, başka bir deyişle uylaşımsal hiçbir ilişki yoktur. Bunun için, bu tür iletilerde iletişimin başarısı maddi koşul ile ortak dağarcık koşullarının yerine gelmesine bağlıdır. Buna karşılık öteki üç örnekte olduğu gibi dilsel bir anlatım aracılığıyla dilötesi bir iletide bulunmak söz konusu olduğunda, maddi koşul ile ortak dağarcık koşulunun yanında dilsel koşul da yerine gelmiş olmalıdır. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi, dilsel bir anlatım kullanarak dilötesi bir iletide bulunmak, o dilsel anlatımın taşıdığı dilsel iletinin verilmesini gerekli kılar. Örneğin,

(2.1)  "Yağmur yağıyor" sözcelemi aracılığıyla hızlı gitmenin uygun olmadığı   gibi dilötesi bir iletide bulunmak için, aynı sözcelem aracılığıyla yağmur yağdığı gibi dilsel bir iletide bulunmuş olmak;

(2.2)  "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" sözcelemi aracılığıyla  K'nın kardeşinin iyi bir insan olduğu gibi dilötesi bir iletide bulunmak  için, aynı sözcelem aracılığıyla K'nın kardeşinin ihtiyacı olan herkese  yardım ettiği gibi dilsel bir iletide bulunmuş olmak;

(2.3)  "Seni kardeşim kadar seviyorum" sözcelemi aracılığıyla K'nınD'yi hiç  sevmediği gibi dilötesi bir iletide bulunmak için de, aynı sözcelem  aracılığıyla K'nın D'yi kardeşi kadar sevdiği gibi dilsel bir iletide  bulunmuş olmak gerekir.


D, K'nın sözcelediği dilsel anlatımdan, K'nın kendisine vermek istediği dilsel iletinin yanısıra vermeği amaçlamadığı dildışı ya da dilötesi iletiler de çıkarabilir. Örneğin,

(1.2)  K ile D ormanda avlanırlarken birara birbirlerinden uzaklaşıyorlar. D,  K'yı kaybettiğini düşündüğü bir sırada, K'nın kendisine, söz gelişi, "Hey,  burası keklik kaynıyor" diye seslendiğini duyuyor.
Burada K'nın D'ye vermek istediği dilsel ileti açıktır: bulunduğu yerde çok sayıda keklik
s. 107
olduğu. Ancak D, içerisinde bulunduğu durumda duyduğu ses ile sesin kaynağı ve sesin kaynağının bulunduğu yer arasındaki ilişki ile ilgili olarak dağarcığında yer alan bilgileri kullanarak, K'nın sözcelediği dilsel anlatımdan K'nın o anda sesin geldiği yerde olduğu dildışı iletisini çıkarabilir.
(2.4)  K, herkese yardım etmenin bir erdem sayıldığı, D ise , söz gelişi,  aptallık sayıldığı bir çevrenin üyesi. K, kardeşinin iyi bir insan olduğu  iletisinde (dilötesi bir ileti) bulunmak için, D'ye "Kardeşim ihtiyacı olan  herkese yardım eder" diyor.
Böyle bir durumda, ortak dağarcık koşulu yerine gelmediği için, 'Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder' sözcelemiyle K'nın bulunmak istediği dilötesi iletide bulunamayacağı; bu dilsel anlatımdan D'nin K'nın kardeşinin aptal biri olduğu dilötesi iletisini çıkaracağı açıktır.
 

Son bir nokta: Dildışı ile dilötesi iletilerde maddi koşula, K ile D'nin bu tür iletilerde söz konusu olan çıkarımı yapabilecek güçte ve yetenekte olması koşulunu da eklemek gerekir. Örneğin, zihin özürlü birinden bir çıkarımda bulunmasını beklemek haksızlık olur.
 
 
 

VIII.   Dilsel bir iletide bulunmak için iletişimde kullanılan temel anlatım, sözel-dilsel anlatımdır. Bütün öteki dilsel anlatımlar, dilsel iletide bir değişiklik yaratmadan, bu temel biçime çevrilebilir. Örneğin,

(1)  K'nın, "Kitabını ödünç verebilir misin?" diye soran D'ye, kitabını ödünç veremeyeceğini bildirmek için kaşlarını kaldırması (sözdışı-dilsel anlatım), "Hayır, veremem" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.

(2)  K'nın, yeni aldığı gömleği gösterip "Nasıl, güzel mi?" diye soran D'ye gömleği pek de güzel bulmadığını bildirmek için dudaklarını bükerek verdiği "Evet" karşılığı (sözel-dilsel anlatıma eşlik eden sözdışı-dilsel anlatım) , "Pek de güzel değil" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.

(3)  Saklambaç oyunu sırasında K'nın, saklanan arkadaşlarına, saklandıkları yerden çıkıp sobeleyebileceklerini bildirmek için, daha önce aralarında yaptıkları anlaşma uyarınca kullandığı 'elma' sözü (sözel-şifreli dilsel anlatım), "Saklandığınız yerden çıkıp sobeleyebilirsiniz" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.

(4)  Soygunda gözcülük yapan K'nın, soygun yapan arkadaşlarına ortada tehlikeli bir durum olduğunu bildirmek için, daha önce aralarında yaptıkları anlaşma uyarınca çaldığı ıslık (sözdışı-şifreli dilsel anlatım), "Dikkat, tehlike var" biçimindeki sözel-dilsel anlatıma karşılık gelir.


Bundan başka, dildışı bir anlatım aracılığıyla iletilmek istenen her dildışı ileti ile sözel-dilsel bir anlatım aracılığıyla iletilmek istenen her dilötesi ileti, sözel-dilsel bir anlatım aracılığıyla verilen dilsel bir ileti haline getirilebilir. Örneğin,

(1)  K, silah sesi aracılığıyla D'ye ilettiği kendisinin silahını ateşlediği noktada olduğu iletisini "Hey, silahımı ateşlediğim noktadayım" sözel-dilsel anlatımı aracılığıyla da
s. 108
iletebilir.

(2)  K, "Yağmur yağıyor" anlatımı aracılığıyla D'ye ilettiği hızlı gitmenin uygun olmadığı iletisini, "Yağmur yağdığı için hızlı gitmek uygun olmaz" sözel-dilsel anlatımı aracılığıyla da iletebilir.

(3)  K, "Kardeşim ihtiyacı olan herkese yardım eder" anlatımı aracılığıyla D'ye ilettiği kardeşinin iyi bir insan olduğu iletisini, "Kardeşim, ihtiyacı olan herkese yardım ettiği için iyi bir insan sayılmalıdır" sözel-dilsel anlatımıyla da verebilir.

(4)  K, "Seni kardeşim kadar seviyorum" anlatımı aracılığıyla D'ye ilettiği D'yi hiç sevmediği iletisini "Kardeşim gibi seni de hiç sevmiyorum" sözel dilsel anlatımı aracılığıyla da iletebilir.
 
 
 

IX.    İletişim sırasında D'ye belli bir dilsel iletide bulunmak için K'nın kullandığı en küçük sözel-dilsel anlatım tümcedir. Elbette, zaman zaman, K D'ye vermek istediği iletiyi tek bir sözcükle de iletebilir. Örneğin,
 
(1)  Durmadan konuşan öğrencisine (D), öğretmeni (K) "Sus" dediğinde;
(2)  K, D'nin "Renklerden hangisini seversin?" sorusuna "Maviyi" diye karşılık  verdiğinde;
(3)  K, D'nin "Kim geldi?" sorusuna "Mehmet" karşılığını verdiğinde


durum budur. Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken nokta şudur: Böyle bir durumda kullanılan tek sözcük, ya "Sus" örneğinde olduğu gibi tek sözcükten oluşan bir tümcedir; ya da "Maviyi" ile "Mehmet" örneklerinde olduğu gibi, dilde ekonomi (en az çabayla en çok iş) ilkesinin işlemesi sonucu ortaya çıkan eksik bir tümcedir. "Maviyi" derken, aslında, "Renklerden maviyi severim"; "Mehmet" derken de, aslında, "Mehmet geldi" dendiğini bağlam açıkça ortaya koyar. Bu bakımdan, dilsel bir iletide bulunmak için K'nın kullandığı en küçük sözel-dilsel anlatımın tümce olduğunu, anlam sorununun da bu çerçevede ele alınması gerektiğini söylemek yanlış olmaz. Daha açık bir deyişle, sorunu çözme yönünde bir girişim tümcelerden başlamalı, sözcüklerin ve daha küçük dilsel ögelerin anlamını ise tümcenin anlamına yaptıkları katkıda aramalıdır.
 
 
 
 

s. 109
NOTLAR

1- Bu çalışma "Anlam Sorunu ve John R. Searle'ün Çözümü" (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1994) başlıklı doktora tezimin Giriş bölümünün I-IX  paragraflarını içermektedir.

2- Bundan böyle ilkine kısaca K, ikincisine de kısaca D diyeceğim.

3- İletişim, dil aracılığıyla olduğu kadar dildışı araçlarla da kurulabilir. Ayrıca, iletişim kurmak için seçilen araçların mutlaka işitme duyusuyla algılanabilir olması da gerekli değildir. Görme duyusuyla algılanabilir araçlarla olduğu kadar dokunma duyusuyla algılanabilir araçlarla da iletişim kurulabilir. Bu bakımdan, bir iletişim ortamında, biri iletiyi alan öteki iletiyi veren olma üzere en az iki kişinin bulunduğunu, ya da bulunduğunun varsayıldığını söylemek daha uygun olurdu. Ancak, burada, bütün öteki iletişim biçimlerini kendisine çevrilebileceği iletişim biçiminin sözlü-dilsel iletişim olduğunu (Bkz.: VIII. paragraf) göz önünde bulundurarak, bir iletişim ortamında bulunması gereken ya da bulunduğu varsayılan kişileri konuşan kişi ile dinleyen kişi diye adlandırmağı daha uygun buluyorum.

4- Önemli not: Burada verilen bütün örneklerde, K'nın şaka yapmadığını, oyun oynamadığını, yalan sölyemediğini, içten olduğunu, söylediği dışında başka birşey anlatmağa çalışmadığını varsayıyorum. Kısaca, dilin ciddi ve düz kullanımını dikkate alıyorum. Şaka yapan, oyun oynayan, yalan söyleyen, içten olmayan, söylediğinin dışında başka birşey anlatmağa çalışan birinin yaptığı şey, dilin ciddi ve düz kullanımından bilinçili bir sapma olarak açıklanabilir.

5- Burada 'dünya' sözcüğünü en geniş anlamıyla kullanılıyorum.

6- 'Sözcelemek' sözünü, bir tümceyi belli bir iletişim ortamında belli bir iletide bulunmak üzere kullanmak anlamında kullanıyorum.

7- 'Sözcelem' sözcüğünü, belli bir iletişim ortamında, belli bir iletide bulunmak  için kullanılan tümce anlamında kullanıyorum.

 

 


Anket

  Yabancılara Türkçe öğretimi sahasında bizzat sahada çalışan öğreticilerin katkıları olmadan üretilen çözümlerin, doğru çözümler olabileceğini düşünüyor musunuz ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    575866 Ziyaretçi